12 Kasım 2022 Cumartesi

DÖRT OLMAZSA OLMAZ

Ülkemizin için de bulunduğu koşulları beğenenler, bir o kadar da beğenmeyenler var. Benim asıl dikkatimi çeken nokta; ortak siyasi geçmişten gelmesine rağmen ayrılanlar olduğu gibi, farklı görüşlerden gelip birlikte hareket edenler var. Buradan şu sonuç çıkıyor. Demek ki ortak politik perspektiflerin de üzerinde hassasiyetler gelişmiş.

Normal mi? Elbette! Sizce de öyle değil mi? Öyle meseleler vardır ki en öncelikliler, en önemliler, en olmazsa olmazlar. O ana kadar yoksa bile içinde bulunulan şartlara göre ortaya çıkar, gelişir. Benim de öyledir. Olmazsa olmazlarım vardır. Milletimin, devletimin, memleketimin gelişmiş, medeni bir ülke olması için elzem gördüklerim. Özellikle dört tanesi bence hayati öneme haizdir.

Bu dört olmazsa olmazın seviyesini en tepelere çıkarana, yada çıkaracağına inandığıma yakın olurum kesin. Yalnızca dört değil tabi ama diğerleri bu dört zeminde yeşerir zaten.

Ne mi onlar?

Benim en olmazsa olmazlarımdan biri ADALET tir. Şöyle haberlerde yargının verdiği kararlarda vicdan rahatlığı istiyorum, huzur duymak istiyorum. Hukuk olmadan, adaleti sağlamadan devlet olmak olacak iş değil. Adalet, vicdan, Hak yani! Devletin oluşumu için insan, yaşaması içinse adalet şart. Öbür türlü bugün değilse yarın patlar. Almanların II. Friedrich ile değirmenci arasındaki diyaloğu hep kıskanmış, çok kıskanmışımdır. Tabi doğruysa… Hani değirmenci vermek istemediği değirmenini almak isteyen krala “Alamazsınız Kralım. Berlin’de yargıçlar var!” demiş ya adalete güvene bak. Değirmenci krala meydan okuyor. Neden kıskanıyorum ki biz de yok mu? Kadı tarafından yargılanarak elinin kesilmesine karar verilen, sonra bedeli ödenip, ancak mağdur tarafın şikayetini geri alması sayesinde eli kesilmekten kurtulan dünya padişahı Fatih Sultan Mehmet. Koca padişah “Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet ölür.” demiş. Hz. Ömer “Adalet mülkün temelidir.” demiş. Ömer Hayyam “Adalet kâinatın ruhudur.” demiş. Sonuç adalet yoksa adın devlet olsa neye yarar? Ağzına her “adalet” kelimesini aldığında komik duruma düşersin. Sen söylersin vatandaş güler. Sen söylersin dünya güler. Adaletten uzaklaştıkça, uzaklaştığın oranda guguk devletine dönüşürsün.

Diğer olmazsa olmazım DEMOKRASİ ve beraberinde KUVVETLER AYRILIĞI. Gücün dengeli, birbirini kontrol edebilen mecralara dağılmış olması. Ve yine topyekûn şeffaf, kontrol edilebilir, denetlenebilir bir sistem. Dikkat şeffaf olacak, denetlenebilecek, hesap sorulabilecek. Kim olursa olsun hesap sorulabilecek. Hep söylüyorum, biliyorum, bıktırmış olabilirim. Kâinat dahi dengeler üzerine kurulu. Siyah beyaz, iyi kötü, anot katot, sıcak soğuk meselesi. İnanıyorsan eğer, yaradan dahi öyle yaratmış. Tüm kâinat dengelerle var olup, deviniyorken ben kimim, sen kim oluyorsun? Devlet başkanları, liderler kim oluyor yaratanın, kâinatın karşısında? “Biz kim oluyoruz? İllaki dengeler, illaki balans. Sadece kuvvetler ayrılığı meselesi de değil bağımsız, özerk olması gereken kurumlar mesela üniversiteler, mesela merkez bankası, mesela RTÜK, mesela TRT, mesela anayasa mahkemesi, mesela sayıştay, danıştay, bu tür kurumlar gelip geçen hükümetlerin olması gerekenin ötesinde etkisinde olursa dengelerden falan bahsetmek mümkün değil.

Kuvvetler ayrılığını mecbur kılan bir diğer konu siyasi ahlak yada ahlaklı siyaset. Denge olursa, şeffaf, kontrol edilebilir, denetlenebilir bir sistem olursa, yargı gerçekten bağımsız olursa siyasette ahlak da hasıl olur. 

Basını da ekleyelim buraya. Neden ekleyelim? Çünkü basının insanın habere ulaşma hakkını sağlamasının yanı sıra bir başka misyonu daha var. Denge ve belki bir dördüncü güç olma durumu. Evet üç “Y”nin, yasama, yargı, yürütmenin yanında dördüncü güç basın. Özgür basın!

Tanrım demokrasi ne isabetli, ne doğru bir rejim. Sağlıklı işlediğinde devleti, milleti nasılda koruyor, güvence altına alıyor. Bakalım dünya üzerindeki ülkelere, demokrasi çalışıyorsa herkes çözümü demokraside, demokrasinin enstrümanlarında, seçim sandığında arıyor. Bir de demokrasi ile yönetilmeyen ülkelere bak. Allah korusun, ayaklanmalar, iç savaşlar vs. Demokratik ülkelerde de ülke eğer otoriterleşmeye kayıyorsa bu tür riskler artıyor.

Bir diğer olmazsa olmazım ÜRETİM. Üretim olmadan olur mu? Olmaz! Mümkün değil. İlla da üretim ekonomisi. Hiçbir gerekçe bana aksini düşündüremez. Üretimin olmadığı yerde faydadan, değerden söz etmek mümkün değil. İki üç kişilik bir evde dahi, en az biri, ya da ikisi çalışıp, üretip, eve para getirmezse o evin yaşama şansı var mı? Değil ki milyonlarca nüfusa sahip ülkeler üretmeden nasıl ayakta duracaklar? Bir memlekette en azından hazır, emre amade kapasitesinin üretebildiği kadar üretmek, yurtdışına satmak o ülkenin olmazsa olmazı. Üstüne de doğru mecralara yapılan yatırımlarla artan kapasite, artan üretim. Üretip sattığının ederi; tüketip satın aldığının ederinden fazla olacak. Gerisi boş! Sürekli cari açıkla bir ülke yaşayamaz! Değer olarak tükettiğinden fazla üreteceksin! Nokta!

Çok önemsediğim bir konu daha var. Dördüncü olmazsa olmazım.

4. VATANSEVER BİR TOPLUM yaratmak. Dikkat et; milliyetçi demedim, devrimci demedim, muhafazakar, dindar demedim, vatansever bir toplum dedim. Sebep? Bir millet, bir ulus, bir halk, bir toplum olarak en ortak yanımız ve hatta ortak çatımız, vatanımız. Devletini, bayrağını, vatanını, vatandaşını seven, iyi vatandaş olma bilincine haiz bir toplum yaratmak. Şimdi birileri çıkıp tek tip olmaktan falan bahsedebilir. Sakın! Asla değil! Alakası yok. İyi bir Müslüman olmak kendinle ilgilidir. İnançlı isen inanıyorsan, iyi Müslüman olursan cennet bana değil sana. İyi bir Hristiyan, Musevi yada Budist olmak da öyle. Ona inanıyorsan ve bir mükafatı varsa sana. Herhangi bir din fark etmez din merkezli, dindar bir toplum yaratma çabası sen ne dersen de işte o tek tip bir toplum yaratmadır. Ve diğer dinlere mensup olanların o vatanı canı pahasına sevmesinin, kendilerini tamamen bu vatana ait hissetmelerinin önünde kettir, engeldir. Devletin yapacağı herkesin dinini rahatça yaşayacağı ortamı yaratmaktır. Destek veriyorsa hepsine, vermiyorsa hiçbirine. Gerisi kendileriyle ilgilidir. Oysa vatanseverlik başka. Vatanseverlik beslendiğinde farklı dinlere , farklı kökenlere mensup vatandaşlarımız, dostlarımız bu vatanın dağını, taşını, bayrağını, marşını çok daha fazla benimseyecek, eminim kendilerini çok çok daha fazla ait hissedeceklerdir. Elbette iyi Müslüman olunabilir, elbette milliyetçi bir Türk olunabilir yada iyi bir Hristiyan, yada bir Kürt, Rum, Ermeni olunabilir. Düşün zemininde bir dolu akımdan bir fikri savunuyor olabilirsin, sol, sağ, demokrat, liberal vs. vs. her şey olabilirsin. Ama illa ki “Önce vatan!” Devletin yegâne beslemesi gereken duygu ve düşünce vatanseverliktir, vatansever bireyler yetiştirmektir. Bu vatanda beraber yaşıyorsak bu vatanın toprağını ekiyor, ekmeğini yiyorsak bu vatan can pahasına sevilecek, mevzu bu vatanın bileşenleri oldu mu akan su duracak. Senin de, ekmek aldığın fırın çalışanının da istikbali için bu zorunluluktur. Hem apartmanda komşu olup, gerektiğinde ekmeğimizi, tuzumuzu paylaşıp, hem gözümün içine baka baka ortak vatanımızın altını oyamazsın. Bir devletin illa da vatansever bir toplum yaratma politikası olacak. O zaman Cumhuriyet Bayramı hem Rum’un, hem Türk’ün, hem Müslüman’ın, hem Yahudi’nin bayramı olur. O zaman 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ülkemizdeki Türk, Kürt, Boşnak, tüm çocukların, 19 Mayıs Müslüman, Hristiyan, Ermeni, fark etmez tüm gençlerin bayramı olur. 30 Ağustos hepimizin bağımsızlığımızı kazandığımız bayramımız olur. Eksiğiyle noksanıyla, çok ciddi bir çoğunluğuyla bugüne kadar bu böyle de olmuştur. 10 Kasım’da bu devletin kurucusuna hep beraber yas tutarız. Devletin en tepesinden başlayarak daha dün Türkiye Cumhuriyeti pasaportu almış kişiye kadar hiç kimse, ama hiç kimse bu birlikteliği yıpratacak, şuncu buncu politikalar gözetemez, gözetmemeli.

Vatandaş öylesine bilinçli olacak ki o vatanın, o devletin sahibinin gelen giden hükümetler değil kendisi olduğunu bilecek. Ne güzel söylemiş memleketin kurtarıcısı, kurucusu: “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.” Bayramlar, milli günler öyle gelen hükümetlere göre falan değişmeyecek. Adı üstünde bu devletin milli gün ve bayramları. Vatandaş Hristiyan’da olsa, Müslüman’da olsa sahip çıkacak. Kökeni Türk, Kürt, Ermeni, Alman hiç fark etmez her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sahip çıkacak. Tabi hangi zihniyet, hangi politik yaklaşım hangi hükümet gelirse gelsin sahip çıkacak. En başta devlet coşkulu şekilde kutlayacak. Dini, kökeni ne olursa olsun her birey, her kurum, her şirket, herkes sahip çıkacak, alabildiğine coşkuyla her ortamda kutlanacak.

Yere tükürmeyecek, sokağa çöp atmayacak, yeşile zarar vermeyeceksin. Eğer o ülkenin vatandaşı isen, sana pasaport vermişler ise hainlik etmeyecek, iyi vatandaş olmaya gayret edeceksin. Tabi bu zoraki olmaz, bilinçle, eğitimle, isabetli politikalarla olur. Adamakıllı bir vatandaşlık dersleriyle, adamakıllı yerli malı haftalarıyla olur, laf olsun, adet yerini bulsun diye yapılanlarla değil. Bu türden dersler en önemli dersler olacak. İdealist insanlar yetişecek. İlkokuldan başlayacak. Eğitim hayatı boyunca olacak bu dersler ve dolu dolu olacak. Devletin hemen bir çok organında vatanseverliği imrendirecek, iyi vatandaş olma bilincini verecek programlar olacak. Yerli malı haftaları çok etkin haftalar olacak. Her günü dolu dolu geçecek. Evet benim dördüncü olmazsa olmazım “taş gibi vatansever bir toplum yaratmak.”

ZAFER Mİ? FIRSAT MI?

Çok geçmişe değil şöyle 70’li, 80’li yıllara dahi baktığımda “iğneyi evvel kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına.” diyen bir millet olduğ...