13 Ağustos 2023 Pazar

İLLE DE AKIL

Türkiye Cumhuriyetinde ister devlet düşmanlığından, hainliğinden, ister rejimle problemi olduğundan, ister içinde yaşadığı topluma öfkesinden, kötü niyetinden, ya dürüst olmadığından ya da yeterince yürekli olamadığından, her ne ise gerçek düşüncelerini, yüreğinden asıl geçenleri, niyetini direk dillendirmeyip yada dillendiremeyip eveleyen geveleyen, laf çevirerek anlatmaya çalışan, kulağını tersten gösteren, mehteran gibi iki ileri bir geri yapan, asıl maksadının üstüne bir kılıf uydurup, o şekilde amacına ulaşmaya çalışan çok oldu. Olmaya da devam ediyor.

Atatürk ile kurulu düzenleri, menfaat çarkları bozulanların ve onların zihniyetinde olanların hep bir hesabı oldu. Daha cumhuriyet kurulmadan, istiklal mücadelesi sırasında başladı. Bir karşı cephe oluşturdular, direk işgalcilerle iş tuttular. Kimisi saray üzerinden yaptı bu işi. Sürekli bir karalama hali içinde oldular. Yetmedi, iftiralar attılar, lobi, kulis yaptılar, kimileri dergahlar, tekkeler, tarikatlar üzerinden kışkırttılar, örgütler, partiler kurdular, ayaklanmalar, isyanlar. Osmanlı’nın zayıflaması da benzer sebeplerden değil mi? (Ben değil tarihçilerin kutbu söylüyor.) Cumhuriyetin yavaş yavaş kök salmasıyla nispeten sindiler ama gizli gizli düşmanlığı, propagandalarını sürdürdüler. Su uyudu, onlar uyumadı. Meydan buldukça sayıları arttı ve daha bir cüretkâr oldular. Yasal görünümlü siyasi parti oldular, siyasi partilerin içine sindiler. Medyada kendilerine yer buldular. Yazılar yazdılar, yorumlar yaptılar. Devletin en mahremlerine kadar nüfuz ettiler. Bu memleketin kurucusuna, bayrağına, ortak değerlerine hakarete varan laflar ettiler, silahlandılar, terörü kullandılar, içeri girdiler, çıktılar. Dünyanın en demokratik ülkesinde göremeyecekleri toleransı gördüler. Ne yazık günübirlik menfaat, basiretsizlik ve sapla samanın birbirine karıştırılmasından hep istifade ettiler. Bu canım ülke, devlet ise hep okların hedefi oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temeli, perspektifi, dahası en güçlü tutkalı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü itibarsızlaştırmadan, düşüncelerini yıpratıp, yok etmeden bu coğrafyada devletimizin taş gibi duracağını, parçalanamayacağını bilenler içerdeki bu borazanlarını hep öttürdüler. Öyle bir noktaya getirdiler ki; zamanında, Milli Mücadelenin verilip, vatanın işgalden kurtuluşu sırasında, tüm dünyanın “Kemalizm” yada “Turkish Nationalist Forces” şeklinde adlandırdığı Kemal Paşanın yanında olanları, Kemalistleri, milliyetçi vatanseverleri, emperyalistleri dize getiren, korkulu rüyaları olan bu iradeyi yok sayacak noktaya getirdiler. Çünkü Atatürk fikri, Kemalizm, bunlar yok olmalıydı.

İçeride de şu veya bu sebeple bu vatansever perspektiften hazzetmeyen ancak bunu dillendiremeyen kesimler onu yaptılar olmadı, bunu yaptılar tutmadı. Neler neler uydurdular. hep vardı. Kimi zaman dindar oldular Atatürk “dinsiz” oldu. Kimi zaman sosyalist oldular Atatürk “diktatör” oldu. Hatırlayın bir ara “İkinci Cumhuriyet” diye bir kavram atıldı ortaya. Aydın, ağır solcu görüntülü ama alabildiğine liberal, rejim ile problemli birileri tutturdular da tutturdular “İkinci Cumhuriyet” diye. Kimi yaklaşımlar PKK’yı andırıyordu. Öyle idi ise bile bunu dillendirecek kadar cesur değildiler. Ülke ile bir problemleri yok görüntüsü veriyorlardı ama “İkinci Cumhuriyet” ile asıl ve gizlenen amaç artık “Birinci Cumhuriyet” ile bağlar kesilmeliydi. Çünkü “Birinci Cumhuriyet” Kemalizm’di, “Ne Mutlu Türküm Diyene” idi, milli bayramlarımız idi. Belki de gizli “bölücü Kürtçülük” yapıyorlardı. Direk bu şekilde dillendiremediklerinden stratejik olarak böyle davranmaları daha doğru idi. Artık “İkinci Cumhuriyet” zamanı idi. Bu üstü örtülü kopuş hamlesi hiç de küçümsenmeyecek destekler de gördü. Algıları öyle bir noktaya getirdiler ki Türk’üm deyince ırkçılık yapıyordun sanki.

Bu kafa yapısındaki insanların nerelerle, ne iş tuttukları çıktı değil mi ortaya? Gitme çok geriye. Son 15 – 20 yılda neler neler yaşadı bu ülke. Millet demokrasiye sarıldı sarılmasına, lakin bizi uçurumun kenarına getiren davranışlar, alınan kararlar, Atatürkçü, Kemalist perspektifle, Türk Silahlı Kuvvetlerini savunanlarla dalga geçmeler, vesayetçilikle suçlamalar, bu insanlara verilen itibar, neredeyse tüm televizyon kanallarının onlara sonuna kadar açılması, televizyonlarda sabah akşam boy göstermeler, diğer taraftan vatandaşın cebinde olması gereken lakin bu adamların kazandıkları  paralar, gidilen yol, uygulanan yöntem, peşinden koşulan perspektif. Ülkenin ideolojik olarak ne kadar hasar gördüğünün farkında bile değiliz. maalesef ! Şimdi de ne, ne kadar değişti yorumu size bırakıyorum.

Umarım artık akılla hareket eder bu millet, umarım en hakiki mürşide sarılır, devletin kurucusuna kurucu iradesine, ortaya koydukları ilkelere daha da sıkı sarılır.


5 Ağustos 2023 Cumartesi

BİZ BÖYLE DEĞİLDİK

 Biz, Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan milyonlar,

biz böyle değildik.

Çok değil daha 20-25 yıl öncesine kadar

televizyonlarımızda Kaynanalar, Bizimkiler, Perihan abla gibi aile, mahalle, yardımlaşma dizileri olurdu,

şimdi açık, gizli, garip mesajlar içeren örgüt, çete, mafya dizileri var.

Bizim Tarkan, Karaoğlan, Kara Murat’larımız vardı,

şimdi Thor’larımız, Iron Man’lerimiz, Hellboy’larımız var.

Bizim limonatamız, ayranımız, gazozumuz vardı,

şimdi colalar, energy drinkler var.

Bizim ekmek arası, düremeç, dürümümüz vardı,

şimdi hamburgerimiz, fried chicken’ımız var.

Yerli malı yurdun malıydı. Herkes onu kullanmalıydı.

Şimdi yerli malından kaçıyoruz.

Biz beyefendiydik, hanımefendiydik.

Şimdi çete, mafya, sokak kabadayısı olduk.

Biz saygı, nezaket, hürmet severdik,

şimdi ağzımız lağım gibi.

Biz müşfiktik, hoşgörülüydük,

şimdi birbirimizin gözünü oyabiliriz.

Katil katildi, hırsız hırsızdı.

Şimdi hırsız bizim hırsızsa hırsız olmuyor.

Biz haklının, biz mazlumun yanındaydık,

şimdi gücü, güçlüyü seviyoruz ve hatta tapıyoruz.

Biz yenecek bir şey aldık mı paylaşırdık,

şimdi gizliden nasıl götürürüm derdindeyiz.

Biz mütevazi idik. Gösteriş ayıptı.

Şimdi malımızı mülkümüzü insanların gözüne sokuyoruz.

Biz bir yüzüğe razıydık.

Şimdi köşk yetmez saray, saray yetmez, saraylar istiyoruz.

Biz gökkuşağı gibi yedi renk ama bir o kadar hep beraber pırıl pırıl beyaz idik,

şimdi ille de sarı, mavi, yeşil, mor olma derdindeyiz.

Biz dini bayramlarımızda, büyüklerimizi ziyaret eder, ellerini öperdik. Aile sofralarında birlikte yemekler yerdik.

Şimdi kaçacak destinasyon arıyoruz.

Biz 29 Ekim, 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos kutlayacağız diye heyecanlanırdık,

kimi zaman 23 Nisan’da ıslanmak, sucuk gibi olmak,

ertesi gün ateşlenmek dahi çok güzeldi.

Şimdi bu bizi biz yapan bayramlarımızı kutlamamak için kırk takla atıyoruz.

Küçücük yüreklerimizle, yırtınırcasına söylediğimiz,

milli şuurumuzu besleyen andımız yok edildi bile.

Allah’tan “10 Kasım”larda,

saat dokuzu beş geçe, bir dakika da olsa,

hayat duruyor hala.

4 Ağustos 2023 Cuma

GÜNAH KEÇİSİ

 

Seçimi millet ittifakı kaybetmiştir. Kimler yani? Cumhuriyet Halk Partisi, İyi Parti, Saadet Partisi, Deva Partisi, Gelecek Partisi, Demokrat Parti. Evet, kaybettiler. İçlerinden kimse çıkıp seçimi kazandım diyemez. Demiyorlar da! Sadece bu ittifakın bir anlamda mimarı ve adayı olan Kılıçdaroğlu aldığı %48 oyu savunuyor. Evet savunuyor. Ben olsam okkalı, akıl ve tespit dolu bir konuşma hazırlar, doğruları, yanlışları sıralar, Cumhurbaşkanı olsam nasıl bir Türkiye’nin hayalini kurduğumu, neyin mücadelesini vereceğimi, ancak bu mücadeleye her iki kişiden birinin teveccüh göstermediğini söyler, canınız sağ olsun der, bayrağımı da, vatanımı da, sizi de seviyorum der bırakırdım. Hoş bu seferde gemiyi tek eden kaptan diye mi teneke çalarlardı? Bıraktı kaçtı derler miydi? Bilemedim. Çok mu duygusal bir karar olurdu? Bilmiyorum. Oturduğum yerden ahkam kesmek kolay.

Evet Kılıçdaroğlu %48’i savunmayı seçti. Çok normal. Neden mi? Yıllarca basketbol oynadım. Takımın maç boyu süper defans yapsa, en beceri isteyen, en zor basketleri atsa, ters smaçlar, orta sahadan üçlük atışlar, su üstünde yürüse, havalarda uçsa, seyirciyi bir oturup bir kaldırsa, maçı neredeyse kazanacakken son saniyede rakibin attığı bir basket ile maçı kaybetse, kaybetmiştir. Ötesi yok. Maç kaybedilmiş, konu kapanmıştır. Tartışılmaz. Kaybettin. Lakin her yerde, her önüne gelen, “Nasıl verdiniz bu maçı?”, “Nasıl yenildiniz?” diye sormaya başladığında savunmaya geçersiniz. Kılıçdaroğlu da çıkıp kazandık demiyor zaten. Ama oklar acımasızca kendine çevrildikçe %48’i savunuyor. Gayet normal bir reaksiyon. Neyse söylediğim gibi yapıp bıraksaydı keşke. Toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirler.

Peki yaptığı savunmalarda Kılıçdaroğlu’nun haklı olduğu taraflar da yok mu? Daha önce hiçbir genel seçimde hiçbir sol lider %44 yada %48 oy almamış. Dikkat İsmet Paşa dahil, hiçbir sol lider! Yine ittifaklar sonrası ne Sayın İhsanoğlu, ne Muharrem İnce bu rakama yaklaşamamış bile. Kimileri çıkıp “tamam kabul fakat CHP’nin oyu %25’te kaldı” diyorlar. Diyorlar da kimse 12 Eylül sonrası kökünden değişen/değiştirilen ve eski haline gelme çabaları onlarca yıl sürmesine rağmen tabi ki gelemeyen, ister ılımlı İslam deyin ister siyasal İslam, bu kılıf altında yapılan toplum mühendisliği sonrası değişen ülkem insanının siyasi perspektifine bakmadı. 1980 sonrası Rahmetli Bülent Ecevit, DSP ile seçim kazanıp, koalisyonla iktidar olduğunda aldığı oy yalnızca %22,19 idi. Sayın Deniz Baykal hayatı boyu %22’den fazla oy alamadı. Buna karşın hiçbir Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı bu kadar zulme, eziyete uğramadı.

Bazen vicdanlı olmak gerekir. Bazen değil, her zaman vicdanlı ve adil olmak gerekir. Seçim öncesinde bir parti Genel Başkanının önünü kesmek için milyonlarca takla atıldı. Daha önceki seçimlerde kendi aday olmadı diye eleştiriliyordu, bu sefer de önüne geçmek için edilmedik hakaret, söylenmedik söz bırakılmadı. Sadece iktidar değil, en yakınındakiler yaptılar bunu. O kadar ki Kılıçdaroğlu’nun altyapısının binde birine sahip olmayan bir kısım gazeteci görünümlü, araştırmacı görünümlü ve güya “Atatürkçü görünümlü” insanlar yaptı ve bu arada çoğu da mükafatlarını aldı. Öylesine yıprattılar, halkın gözünde o kadar itibarsızlaştırdılar ki kazansaydı gerçekten büyük başarı olurdu. Yahu sen dünyanın en karizmatik adamını bu vicdansızların önüne at, 15 günde rezilini çıkarmazlarsa hiçbir şey bilmiyorum. Tam tersi de mümkün. En vasıfsız adamı kahramanda yaparlar. Düşünsene artık seçim sattı mahaline girmişsin, son yüz metre de büyük ortağından çatlak sesler çıkıyor, “Alevi, Sünni” konusuna bile giriyorlar. Birden bire büyük ortağın “küstüm oynamıyorum” diyor. Ağza gelmedik laflar ediyor, daha olmadı dur sen beceremezsin diye yanına iki tane belediye başkanını koltuk değneği olarak koyuyor. Bunu şart koşuyor. Yani seçmenin algısına diyor ki bizim aday yetersiz yanına iki tane daha koyup, güçlendiriyoruz. Peki bu ittifak içinde “yapmayın bu nasıl bir algı yaratır?” diyen bir tane iletişimci, yönetici yok mu yahu? Maalesef sabah akşam vurdular, saldırdılar adama. Mülayim oldu, eleştirilere tahammül etti, hoşgörülü demokrat davranmaya çalıştı. Ancak onun bu hoşgörüsü dilinin kemiği olmayanları cesaretlendirdi. Daha ağır laflar ettiler.

Kuyumcu terazisi hassasiyetinde, yüzde, binde birlerin bile seçim kazanmak için gerekli olduğu bir seçimde, tıpkı Sayın Cumhurbaşkanı gibi en küçükleri bile ittifakta, ittifakın yanında tuttu, tutmayı başardı. Peki böyle hassas bir seçim kazanılmadıysa, bunda halkın gözünde ittifakı çatlatan Meral Akşener’in, yerli yersiz konuşan Babacan’ın, Davutoğlu’nun, hele hele Muharrem İnce’nin, partisinin ilkelerini bir kenara koyan DSP Genel Başkanının, babasının çizgisinden kayan Erbakan’ın, son dakikada rengi değişen, Hüdapar ile yan yana görünmekten çekinmeyen Sinan Oğan’ın hiç mi hatası yok?

TV’lerde tartışılacak onca şey varken yine aynı mevzu masada. En hararetlisinden hem de. Altı ayda hem değişim, hem yerel seçimlere hazırlanmak. Valla bravo. Altı ayda en sıradan , en küçük projenin ilkelerini, objektiflerini, yol haritasını vs. değiştiremezsin. Sen bir ülkeyi yönetmeye aday bir partinin neyini, nasıl değiştireceksin. Şaka gibi, bunlar değişimden ne anlıyorlar acaba? Memleketin asıl meselelerin konuşulmasına engel olduğundan, yerel seçimlerde de işe yarayacak olmasından bu mesele fazlasıyla gündem de tutuluyor, ateşleniyor, harlanıyor. Siz de ateşe odun atıp duruyorsunuz. Atın, atın. Aynı filmi görür gibiyim. Önemli değil, ne de olsa kaybedince bir günah keçisi bulunur. Hatta var mı demeliydim. Vurun abalıya. Böylesi daha kolay. Sonuçta hatayı başkasına atar kurtulursunuz. Ülkenin başka sorunu yokmuş gibi yatıp kalkıp bunu konuşun. Yerel seçimler kapıdayken bu yapılanlar bakalım kimin işine yarayacak, hep beraber göreceğiz.


ZAFER Mİ? FIRSAT MI?

Çok geçmişe değil şöyle 70’li, 80’li yıllara dahi baktığımda “iğneyi evvel kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına.” diyen bir millet olduğ...