22 Kasım 2023 Çarşamba

BUNUN NERESİ SAVAŞ?

Daha önce iletişim de kullanılan kavramların, kelimelerin önemi ile ilgili bir şeyler yazmıştım. Yerli yerinde kullanılması, tam olarak ne anlatılmak isteniyorsa onu tarifleyip, tariflemediği, kullanıldığı yer, kullanış şekli, sesimizin tonlaması hepsi birbirinden önemlidir.

Hatta ve hatta sizin Türkçede seçtiğiniz son derece yerli yerinde, doğru bir kavram yada kelimenin İngilizcedeki karşılığı tam olarak anlatmak istediğinizi anlatmayabilir.

Değil ki tamamen yanlış kelimeler kullanmak fiyaskodur herhalde.

Gazze’de yaşananların “İsrail Filistin Savaşı” veya “İsrail Hamas Savaşı” şeklinde tanımlanmasını son derece yanlıştır. İsrail destekçisi ülke yönetimlerinin bilerek böyle kullandıklarını düşünüyorum. Yaşananlara savaş dersen savaşta insan ölür. Meseleyi olağanlaştırır. Kendi ülkelerine, seçmenlerine anlatabilmek, uluslararası camiada yapılanlara meşruiyet kazandırmak için zihinlere böyle yerleştirmek son derece akıllıca. Oysa bu savaş değil. Karşınızdaki insanlar silahlı değil. Filistin’de binlerce savunmasız insanın, çocuğun, bebeğin öldürülmesinin savaş ile ne akası var?

Savaş nedir?

Devletlerin aralarındaki sorunların çözümünde diplomasiyi, siyasi ilişkilerini bir kenara bırakarak silahları, ordularıyla karşı karşıya gelmeleri, eyleme geçmeleridir.

Dikkat savaşta karşılıklı silahlı güçler vardır. Hedef; yine silahlı güçler olup, asla sivil halk, çoluk, çocuk, bebek, hastane, okul değildir.

İç savaş nedir?

Bir ülkede farklı yapıların, birbiri üzerinde egemen olmak, yönetimi ele geçirmek maksadıyla silahlı eyleme geçmesidir ki burada da yine karşılıklı silahlı güçler vardır.

Sivilleri, çoluğu, çocuğu, bebeği canice yok ediyorsan burada bir savaştan bahsedilemez. Bu dümdüz terördür. Adil bir değerlendirmede kararın bu olacağını düşünürken iki yüzlülüğün, çifte standardın alıp başını gittiği dünyada aksi düşünülebilecektir. Hiç şaşırmam, şaşırmıyorum.

Her neyse İsrail destekçisi kimi ülkeler buna “savaş” diyedursun vicdanı olan, insan evladı olan, yaşananları desteklemeyen ülkeler, yönetimler, uluslararası organizasyonlar, gazeteciler, kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları katiyen “savaş” dememeliler.

Bir diğer iletişim hatası ya da kazası da şu ki; aslında daha önce de yazmıştım; meseleye İsrail ya da Hamas taraftarlığı perspektifinden, inanç meselesinden bakmaktır. Bunu İsrail destekçileri elbette böyle yapmak isteyeceklerdir. Hayır buna müsaade edilmemelidir. Doğru iletişimin tarafları İsrail ya da Hamas vs değildir. Doğru iletişimin tarafları vahşice öldürülen çocuklar ve o canları öldüren canilerdir. Doğru iletişimde Hamas’ın falan değil, ölen yavruların yanında olunduğu gerçeğidir. Destek verilmek istenen oradaki masum sivillerdir. Hata yapıp aksi mesajlar verilmemelidir.


19 Kasım 2023 Pazar

BÖYLE GİDERSE İYİ PARTİNİN İŞİ ÇOK ZOR

Zaman zaman dillendirdiğim bir tahminimi biraz açmak istiyorum. Tahmin değil de öngörü demek belki daha doğru olur. İyi Parti bugüne kadar ki politikalarında seçmeni çok fazla şaşırttı. Kısa aralıklarla birbirinin zıddı, biri bir uçtan, diğeri bir diğer uçtan hamleler yapınca seçmen abandone oldu. Son olarak aldıkları karar şöyle; İyi Parti artık hiç bir partinin arkasına takılmayacakmış. Bugüne kadar takıldılar mı bilmiyorum ama bundan sonra takılmayacaklarmış. Takıldılar mı? Takılmak nasıl oluyor? Bilemedim. Ya da ben öyle görmedim açıkçası.

İttifak ile başlayan süreç kastediliyorsa diyebilirim ki en doğru işi yaptılar. Kılıçdaroğlu’nun hakkını teslim etmek lazım. Doğru hamlelerdi. Önce meclise girdiler. Ortağı ile dürbünle görecekleri belediyeleri aldılar. CHP’nin desteği olmasa İyi Parti belki de olmadan yok olacaktı. Neden böyle söylediğime değineceğim. Neyse ittifakdaki rollerini kastediyorlarsa; her ittifakta, her koalisyonda büyük olanın sesi nispi olarak daha çok çıkabilir. Ekranlarda, meydanlarda daha çok görülebilir. Çok normal. Elbette konsensüs önemlidir ancak en büyük partinin adayı adaylıkta ısrarcı olabilir. Bu da gayet normal. Açık ara en büyük partinin genel başkanı ben olacağım demişse birileri çıkıp hayır olmaz diyemez, dememeli. Ya da yandan yandan politikalar güdemez, gütmemeli. Diyorsa da en fazla çeker gider. O ana kadar ki yol yürümenin hatırına, etik olarak çirkin laflar etmeden, oyunbozanlık etmeden yollarını ayırır. Pişmiş aşa su katmaz.

Allah aşkına “birilerinin arkasına takılmak” anlamında kim ödün verdi ki? İyi Parti bence bu ittifaktan kârlı çıkan parti. Dedim ya birlikte yol yürüme olmasaydı belki de şu an İyi Parti hiç olmayacaktı. Memleketin halinden memnun değilse muhalefet ki adı üstünde zaten muhalefet, memnun olunmayan bir yere gidiyorsa memleket, iktidara alternatif olmak ve hatalı bulduğu işleri düzeltmek iddiası için, gerekiyorsa ödün, taviz, fedakârlık etmekse mesele; doğrusu Kılıçdaroğlu olması gerekenden çok daha liberal davrandı, çok daha fazla kendinden küçük partilere oyun alanı bıraktı. O kadar ki Temel Bey ve Gültekin Bey’in dışında herkes ittifakı zora sokacak her türlü kelamı etti. Elbette bir siyasi partinin genel başkanı konuşacak. Ancak siyaset yapıyorsanız, dilinizin kemiği olacak. Siyasette yeri geldiğinde ağzınızı torba gibi büzmeyi becerebileceksiniz. (Bizimkiler katiyen beceremez bu işi ya neyse) Her mevzunun yeri, zamanı, kıvamı vardır. İttifak ortağınızın hassas olduğu yerleri, onu zora düşürecek lafları ulu orta söyleyemezsiniz. Milliyetçi bir ortağınız var ise mesela. Çıkıp anayasadan “x” kelimesini çıkaracağız türünden radikal laflar edemezsiniz. Etmemelisiniz. Ya da partinin genel başkanı aday olmasın diye her türlü ayak oyununu çeviremezsiniz. Ortağınız sustukça da bundan cesaret alıp, gevezeliğin dozunu artıramazsınız. Ortaklar içinde en çok konuşması gereken olgunluk gösterdi, sustu. Hep dilini tutamayanların arkasını topladı. Dağıttılar topladı. Zigzag çizdiler, övdü, methiyeler düzdü. Yaranamadı. Kendi partisi, seçmenler, tellallar, papağanlar, herkes ama herkes, mütevaziliğe, efendiliğe, ince görmeye alışık olmayan herkes eleştirdi, vurdu da vurdu. Muhalefette en olması gereken asgari müşterek, elzem konularda ortak payda idi. Bu konuda en eğitimli olanlar, sosyal bilimciler, siyaset bilimciler, uzmanlar dahi duygusal (!) davrandı. İşin matematiğini göz ardı ettiler. Vay efendim neden x sayıda milletvekili verdi. Vay şunu verdi vay bunu verdi. Kimse oturup, sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı matematiği yapmadı, yapamadı. Sayın Cumhurbaşkanı çok mu meraklı DSP ile, YRP ile Hüdapar ile ittifak yapmaya. Ancak onlardan gelecek %0,5 - %1 oranında oyun cumhurbaşkanlığı kazanmada %10’dan %20’den kıymetli olabileceği ihtimalini, %1 bile olmayan bir partinin desteğine ihtiyaç duyabileceği gerçeğini göz ardı etmedi. DSP ile hiçbir zaman oy alamayacağı bir zümreden birkaç tane dahi olsa oy aldı. Yeniden Refah Partisi ile Saadet Partisini böldü aşağı çekti. Herkes ittifak yapmadığı halde Millet İttifakını HDP ile ittifak yapmakla suçlarken, Erdoğan Hüdapar ile ittifak yaptı. Kimse bir şey diyemedi. Demem o ki Erdoğan’ın yaptığı hesabı Kılıçdaroğlu da yapmıştı ve siyasette kimi zaman %1’in, %2’nin çok daha fazla ettiği gerçeğinin farkındaydı. Ne Erdoğan ne de Kılıçdaroğlu’nun yaptığı hesabı kimse yapmadı. Aralarındaki fark Erdoğan’a kimse bir şey diyemedi ama Kılıçdaroğlu’na vurdular da vurdular.

Neyse ben daha önce de söyledim Erdoğan olduğu sürece muhalefet böyle bir oy oranını bir daha zor görür. Tarih zaman içinde Kılıçdaroğlu’nun hakkını teslim edecek, muhalefetin en yüksek oyu alan cumhurbaşkanı adayı unvanını kolay kolay kimse egale edemeyecektir.

Rakamların sihrine ve yine rakamların yalan söylemeyeceğine inanarak benzer şekilde İyi Parti’den devam edeceğim. İyi Parti kimsenin arkasından gitmeden kendi rüştünü ispatlayıp, halkın teveccühüne mazhar olma kararı almış durumda. Peki bu oy hangi partilerden gelecek? Ak Partinin desteğiyle MHP’nin aday gösterdiği yerlerde İyi Parti’nin kazanma şansı sıfır. Bak söylüyorum sıfır. MHP adayının kazanma ihtimali olan bir yerde hiçbir milliyetçi seçmen İyi Parti’ye oy vermez. Tek ihtimal İyi Parti’nin kazanma ihtimali olan yerler. Böyle yer var mı? CHP desteğinin olmadığı hiçbir yerde kazanma şansları yok. Çünkü CHP desteğinin olmadığı koşullarda tek başına AKP MHP ittifakı ile yarışacaklar. CHP küskünlerinden oy alacaklarını düşünüyor olabilirler. Muharrem İnce yaklaşımı gibi. CHP’den ayrılmış İnce bile bunu başaramadı. En fazla CHP’ye zarar verdi. Sanki CHP’den intikam aldı. İyi Parti’de öyle. En fazla en fazla yapacakları o bölgede CHP’nin de kazanmasına engel olurlar. AKP MHP ittifakı kazanır. Hep İzmir örnek gösteriliyor. Sanki mesaj verir gibi İzmir’den aday göstererek başladılar. Ben de İzmir değerlendirmesi yapayım. CHP ve AKP %35 - %45 arası oy alırlar. İyi Parti en iyimser yaklaşımla, en iyi şartlarda %25’i geçemez. Sonuç; İyi Parti ne kadar başarılı olursa CHP o kadar başarısız olur, belki seçimi kaybeder, Ak Parti kazanır. Bunun da ne kadar doğru bir hamle olduğunu zaman gösterir.

Son söz; bizim insanımız kısa aralıklarla değişen perspektiflerdense, istikrarı sever, sadakati, vefayı sever, güven veren siyaseti sever. Şu halde İyi Parti’nin işi çok zor. Karşısına iktidarı almak yerine sanki CHP’yi alan İyi Parti’nin durumunu hep beraber göreceğiz. Ne olacaksa olsun, tek demokrasi kazansın, yeter ki adalet kazansın, lütfen cumhuriyet kazansın. Allah’ım Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Milleti, Vatanı, Bayrağı kazansın. Kurucusu Atatürk kazansın.

ZAFER Mİ? FIRSAT MI?

Çok geçmişe değil şöyle 70’li, 80’li yıllara dahi baktığımda “iğneyi evvel kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına.” diyen bir millet olduğ...