17 Nisan 2022 Pazar

DOĞRUSU SİZİN NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜZÜ MERAK EDİYORUM.

 

DOĞRUSU SİZİN NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜZÜ MERAK EDİYORUM.

 

Kutsal kitabımız Kur’an’ın ilk inen ayetinin, yani yüce Allah’ın insanlığa ilk emrinin neden “oku” olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyorum. Ya da anladığımı düşünüyorum. Din ile bilimin çatıştığını ise katiyen düşünmüyorum. Aksine birbirini tamamladığını, zaman geçtikçe de birbirine daha yaklaşacağını düşünüyorum. Bilimin her buluşu insanoğlunun düşün çeperlerini daha bir genişletiyor. Keskin çizgileri ile ayırmaya çalışanlar buna müsaade etsin ya da etmesin bilim gereğini yapacak.

Ruhani perspektiften baktığımızda ilk ayetin inişi şöyle. Peygamberimiz, yalnız kalmayı tercih ettiği Hira mağarasında, Ramazan ayının 27. gecesi, tan ağarmaya başlamadan hemen önce, karşıda, ufukta bir nur görür. Daha doğrusu ışıktan bir varlık. Bu Cebrail’dir. Cebrail Peygamberimize “oku” der. Peygamberimiz okuma bilmediğini söyler. Cebrail Peygamberimize sarılıp, onu kuvvetle sıkarak tekrar “oku” der. Peygamberimiz tekrar okuma bilmediğini söyler. Bu durum bir iki kez tekrarlandıktan sonra bu kez Cebrail peygamberimizi tekrar kollarının arasına alıp, kuvvetlice sıkar, bırakır ve “Yaratan rabbinin adıyla oku. O, insanı alaktan yarattı. Oku. Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediklerini öğreten O’dur” der. Bu rivayetin kaynağı bizzat Hz. Ayşe’dir. Eğer imanlı, inançlı iseniz bunun üzerinde çok düşünmelisiniz.

Şimdi tamamen farklı bir pencereden bakarak diyorum ki insanlığı Allah’a, Allah’ın mucizesine okumak yaklaştırıyor, bilim yaklaştırıyor, bilim insanları yaklaştırıyor. Elbette Yüce Allah’ın büyüklüğü karşısında çok acizler. Elbette çok aciziz ancak dün bizim için bilinmeyenler arasında olanları onlar, bilim insanları sayesinde bugün fark ediyoruz, biliyoruz.

Gözle görülemeyen canlıların varlığını, bir anlamda farklı, bilmediğimiz bir dünyayı, alemi onların sayesinde kavramadık mı? Meğerse bilmediğimiz, görmediğimiz, hatta hissetmediğimiz canlılarla birlikte yaşıyor muşuz! Yanımızda, yöremizde, hatta içimizdelermiş. Peki varlığını bilmediğimiz başka bir alem, dünya, canlılar varsa yine bilim insanları sayesinde öğrenmeyecek miyiz? Diyebilir miyiz ki hayır onu bilim insanları değil ben bulacağım.

İki yüz yıl önce birisine “sen Londra’dasın, ben Urla’dayım, bir yandan yürürken bana gününün nasıl geçtiğini anlatıyorsun, sesin Londra’dan Urla’ya kadar geliyor, görüntünde aynı şekilde. Seni hem görüyor, hem duyuyorum, tabi sen de beni” deseniz size ya deli der, inanmazdı ya insanüstü güçleri olan bir varlık falan zannederdi. Çünkü beyni henüz bu gelişmişliği anlayacak durumda değildi, o denli bilgiyle donanmamıştı. Bugün bile düşünecek olsanız Londra’daki arkadaşınızın ses ve görüntüsünün havadan size nasıl geldiğini anlamakta güçlük çekebilirsiniz. Ancak bugün bilgi dağarcığınız teknolojinin bunu başardığına vakıf.

Çok daha mucizevi buluşlar yok mu? DNA’mızın şifresinin keşfedilmesi mesela. Bu sayede birçok hastalığın önüne geçilebilecek, insan ömrü muhtemel uzayacak. Bu sayede önümüzdeki yıllarda her bir insanın genetik yapısı, hangi ilaca nasıl tepki vereceği, hangi hastalıklara yakalanabileceği, ailesinden ne tür nitelik, hastalık ve benzer şeyleri aldığı bilinebilecek. Bazı şeyleri tahmin ve tasavvur edebilmek gerçekten zor.

Yine bugün sonsuzluğu zihnimiz kavrayamıyor. Bir dolu tarifi var da kestirmeden “sonu olmayan” deyip geçiyoruz. “Sonsuz sayı da sonsuz” diyen var, ∞ ile simgeleştiren var. Teoride belki, lakin pratikte sonsuzu kavradığımız katiyen söylenemez. Beynimiz, donanımımız, bilgimiz sonsuzu algılayacak seviyede değil. Tasavvur edemiyoruz. Peki yarın da anlamamız mümkün değil diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz. O da bambaşka bir boyutu meselenin. İşte o sebepten diyorum bizi Allah’a “oku”mak, bilgi, bilim, bilim insanları yaklaştıracak.

Bilime, bilim insanlarına sahip çıkmak şart.

TERÖR SEVİCİLER

  İlk günden beri Gaza’da yaşananlara kimlik ya da inanç zemininde yaklaşılmaması gerektiğini düşünüyor, söylüyorum. Liderlerin, sanatçıları...