Bildiğim kadarıyla sinemada filmin son sahneleri, bitiriş kritiktir. Yüreklerde, zihinlerde bıraktığı tat, iz filmi başka bir seviyeye taşıyabilir. O kadar ki ‘filmi bir başyapıta dönüştürebilir’ derler. Bakar mısınız? Sonu kötü bağlanan bir film toplamda başarılı sayılabilecek bir işi berbat edebilecekken iyi kurgulanmış bir son filmi bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor. Demek son ya da sonlandırma tahmin ettiğimizden çok daha önemli. Benzer durumu bir müzik parçasının icrası içinde söylerler. Sıradan bir sonlandırma yerine farklı, yakışır şekilde, çarpıcı enstrümantal destekler ve vokal teknikleri ile bitirirsen alkışı kaparsın. Sahne sanatlarında, mesela tiyatroda, iş dünyasında, mesela bir motivasyon konuşmasında kürsüden, sahneden inerken, aslında izleyiciden, misafirden, insanlardan ayrılırken etkileyici bir son ile ayrılmak önemli. İnsanların, toplumun önünde olmak böyle bir şey. Siyasette de öyle! Siyaset sahnesinden ayrılırken de doğru dürüst sonlandırmak önemli.
Şimdilerde birisi bırakın sahneyi doğru düzgün terk etmeyi ne kadar kaldı bilmiyorum ama kalan tüm itibarını yerle yeksan etmek üzere alenen ateşle oynuyor. Kim o birisi? Evet, Kılıçdaroğlu!
Bugüne kadar Kılıçdaroğlu’nun 30 Mayıs’taki konuşmasını bekledim. Neden? Çünkü bir avuç suni, naylondan Kılıçdaroğlu destekçisinin Cumhuriyet Halk Partisi gibi memleketin omurgası bir partiyi yıpratamayacağını düşündüm. Sakin, sağduyulu olup, akıllıca hareket edilmesi gerektiğini düşündüm. Ha diğer taraftan geçmişte ‘Millet İttifakı’nın o bilmem kaç bin maddelik metninin çeyreğinin bile hayata geçirilebilse, mesela elzem olan parlamenter sisteme dönüş, yargı bağımsızlığı, mesela güçler ayrılığı, mesela doğru düzgün bir siyasi partiler yasası vs. canım ülkemin çok rahatlayacağını, ekonominin çok rahatlayacağını düşünenlerdendim. Orada Kılıçdaroğlu’nun çevresinde her düşünceden insanı toplama çabasını doğru bulanlardandım. Hoş hala da bunların ivedilikle olması gerektiğini düşünüyorum. O günlerden sebep bende hala kredisi vardı. Her ne ise konuşmasını bekledim.
Çünkü 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi sonrası o kadar uğraştan sonra kazanamayan Kılıçdaroğlu’nun şöyle güzel, duygusal, etkili bir konuşma ile siyaset sahnesinden güzel inme fırsatını kaçırdığını, o günden bugüne geçen uzun sürede de durumun farkına vardığını, hazır bu fırsat tekrar ayağına gelmiş, tüm gözler, kameralar kendisine çevrilmişken bu fırsatı hem kendisi, hem partisi, hem ülkesi için en iyi şekilde değerlendirmek isteyeceğini düşündüm.
Çok romantik gelebilir ama Kılıçdaroğlu’nun da çıkıp, herkesi sükunete davet edeceğini, rahat olunması gerektiğini, bu hareketi CHP’yi, üzerindeki mutlak butlan tehdidinden kurtarmak için yaptığını, bunu da herkese göstereceğini, partiyi hemen en kısa sürede kurultaya bir çare bulup götüreceğini, kendisinin de aday olmayacağını, böylece Cumhuriyet Halk Partisinin seçimlere üzerinde saçma sapan tehdit ve baskılar olmadan gideceğini söyleyecek diye düşündüm. Birçok kalbi güzel insanın da içinden bunu geçirip, dilediğini biliyorum. Yazıya başlarken örneklerini verdiğim şekilde düzgün bir kapanış, sonlandırma yapamadı. Berbat etti. İyice rezil edip, tarihe böyle geçmek istemez diye düşündüm. Neticede yaşı da “hadi yeniden başlıyoruz” demek için çok fazla. Bundan sonra yapacağı her hamle tarih için, tarihe dair. Kendisi, ailesi ve sevdiklerinin onuru içindi.
Olmadı! Kendisine yapılanlara duyduğu kinin esiri oldu. Rasyonel olamadı.
Evet olamadı. Olmadı. Bu arada bizim de yapmamamız gereken, Kılıçdaroğlu’na kızarken, hiddetlenirken bir kenara koyarken yapmamamız gereken şeyler var. Malum sıcakkanlı bir milletiz. Pek grimiz yoktur bizim. Ya yere göğe sığdıramaz, tepemize çıkarır, şımartırız ya ayak altına alıp, etmediğimizi bırakmaz, rezil-i rüsva ederiz. Gerek Kılıçdaroğlu’nun yaptığını, ne geçmişte iktidara yürüyüşe yapılanları, yapanları unutmamalıyız. Unutmayacaksın da ne olacak diye sormayın. Hep kolay unutmaktan oluyor. Oysa çok güzel sözler var buna dair. Biri sizi bir kez aldatırsa bu onun suçundur. İkinci kez aldatırsa suç sizindir”. Yine bir başka söz; Bazı insanları her zaman kandırabilirsiniz, bazen herkesi de kandırabilirsiniz, ama herkesi her zaman kandıramazsınız. Lincoln’ün sözü. İşte buradaki her zaman kandırılanlardan olmayalım.
2023 Cumhurbaşkanlığı öncesinde kabul edin etmeyin rakamlar ortada. Anketlerin ağırlıklı ortalaması; İnce ve Ogan’sız 51-53% ile 47-49% aralıklarında millet ittifakının adayının yani Kılıçdaroğlu’nun kazanacağına işaret ediyordu. İnce ve Ogan dahil olduğunda da yine 47-49% ile 45-47% aralıklarında millet ittifakının adayı önde görünüyordu. Tüm geçmiş anketler internette var. Anket şirketlerinin kime yakın olduğunu bir kenara bırakarak tamamını hesaba katıp, sonuçları, denek sayıları ile çarpıp ağırlıklı ortalamalarını alırsanız bu rakamlara ulaşırsınız. Evet Mansur Yavaş aday gösterilirse 2-3 puan daha fazla çıkıyordu. İmamoğlu aday gösterilirse 1-2 puan daha fazla çıkıyordu. Neticede Her hâlükârda millet ittifakı kazanacak gibiydi.
Şu an Özgür Özel’in yaşadığı son derece zor, müşkül halin bir başka versiyonu da o zaman yaşandı. Biraz makro perspektifle bakarsanız muhalefet konsolide olup, güçlendikçe sanki bir el yapılan kuleyi vurup, deviriyor. Bunu kimin yaptığı, kime yaptırdığı, nasıl yaptırdığı vs hepsi tartışma konusu. İspatlanabilir şeyler olmadığı için burada çok kafa yormanın anlamı da yok. Hatırlayın, artık yavaş yavaş seçime giderken, muhalefet güç kazanırken yapılmaması gereken şeyler oldu. Meral Akşener oyunu bozdu. Haklı ya da değil. Memleketin iyiye gitmediğini, iktidarın değişmesi gerektiğini düşünen kişi, hele de böyle tecrübeli bir siyasetçi böyle bir aşamada bu işi yapmazdı, yapmamalıydı, ama yaptı. Sonra Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu yardımcılıkları gibi uydurma, ucube bir fikir ile tekrara masaya döndü. Bu başka bir komedi. Yani diyorsun ki bizim aday bu işi beceremez iki koltuk değneğiyle sahaya çıkarıyoruz. Halkın bilinçaltına şu mesajı veriyorlar, bizim pehlivan onların pehlivanı yıkamaz. Bunun farkındayız, biz üç pehlivanla sahaya çıkıyoruz. Bire karşı üç. Olacak iş mi? Tüm samimiyetimle iletişimcilerin, sosyologların, siyaset bilimcilerin bu düşünceme ne diyeceklerini merak ediyorum. Elbette halk üzerinde etkisi olan bu iki siyasetçi hep yanında ve destek olmalıydı. Hatta farklı, güçlü, alanında markalaşmış başka isimlerde yanında olmalıydı, el ele olmalılardı ama verilecek mesaj “biz çok güçlü bir takımız, bakın her alanda konusunda uzman, son derece değerli isimlerden oluşan bir kadroyla geliyoruz.” Evet mesaj böyle olmalıydı. Her neyse burada da bir komedi yaşandı. Sizce Meral Akşener’in bu tutumu millet ittifakına % kaç oy kaybettirdi? Bunun bir karşılığı, bedeli yok mu?
O en kritik dönemde Muharrem İnce aldığı pozisyona ne demeli? Hani bir daha Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkmayacaktı? Tutamayacaksan tecrübeli bir siyasetçi olarak ihtimalleri düşünüp, gaza gelmeyip, cumhurbaşkanı adayı olayım diye böyle beylik laflar etmeyeceksin. Başına ne gelecek bilmiyorsun. Arkanda duracaklar mı bilmiyorsun. Gün olup devran dönüyor. Sonra ettiğin lafın arkasında duramıyorsun. Seçimlere katılmak Muharrem İnce’nin elbette hakkı. Katılsın tabi lakin böyle kritik hallerde kime zarar veriyorsun? Kazanamayacağını bile bile bir seçime girmenin anlamı nedir? Soruyorum. Ne için girersin? Ben söyleyeyim. Tabanın kendi tarafında olanına, sana oy verdirmemek için. Seçimi sana kazandırmamak için. Hatta kendi kazanamayacaksa bile reyin sana değil, rakibe gitmesini sağlamak için. Olabilir mi? Tamamda ülkenin halinden memnun olmayan, sizden çözüm bekleyen halk ne olacak? Onları hiç düşünmüyor musun? Yoksa umurunda mı değil? Yanlış anlamayın bunlar alabildiğine tecrübeli siyasetçiler ve yaptıkları işin sonuçlarını biliyorlar. Akşener haklıymış, ya da İnce haklıymış gibi şeyler duyuyorum. Yok öyle şey! Tavır aldıkları kişiden nefret dahi etseler seçim sattı mahalline girilmiş. O zamanda olacak işler değil bu. Peki Muharrem İnce’nin bu tutumundan dolayı bir oy kaybı olmuş mudur? Olmaması mümkün değil. Yüzde bir puan, iki puan dahi olsa böyle zamanlarda son derece kritiktir ki bilindiği üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan bu hesapları yerli yerinde yapmakla mahir, usta bir politikacı. Kendisine her eleştiriyi yapabilirsin ama bu konularda alabildiğine güçlü. Bırak yüzde birin, binde birin hesabını yapabilen bir siyasetçi. Ve unutma gücü mukayese götürmez şekilde elinde tutuyor. Üstelik her türlü gücü. Çok rahatlıkla tasarlıyor, planlıyor ve hayata geçiriyor. Al işte ortalık allak bullak oldu. İspatı olmadan kimse bu halin müsebbibidir diyemez. Somut bir bilgi var mı? Yok! Bilmiyoruz. Ancak siyaseti okuyarak şöyledir, böyledir diyebiliriz. YSK kararına rağmen bu halin oluşmasına meydan verilmesini eleştirebiliriz vs. Çok şeyi eleştirebiliriz ama o kadar.
Peki ya Sinan Ogan’a ne demeli? Onun yüzünden de bir iki puan gitmemiş midir?
O dönemin anket sonuçlarını yazdım. Peki cumhurbaşkanlığı seçimi sonucu neydi hatırlıyor musunuz? Erdoğan 52 Kılıçdaroğlu 48 yani arada 4 puan var. 2’si bu tarafa geçse diğeri kazanacak.2-3 puan var. Anket ortalama sonuçlarına yaklaşıyor mu? Ya da yakalıyor mu?
Öyle ise bizim de yapmamız gereken bir şey var. Unutmayacağız. Unutmak yaratıcının insanın sağlığı için verdiği bir meziyet bir taraftan. Öyle ya acılarımızı unutamazsak nasıl yaşarız? Lakin diğer taraftan da zararlı bir ahraz, unutmak. Ölçüsü ve niteliğiyle ilgili. Acıları, kayıpları unutman gerektiği kadar unutuyorsan sağlığını koruyorsun. Lakin öğlen yediğini, dün yaşadıklarını unutuyorsan vay haline.
Siyasetten soğumadan yaşadıklarımızı, bize bunları yaşatanları unutmayalım. Kılıçdaroğlu bu yaklaşımını devam ettirirse ki ettirecek, öyle görünüyor, berbat bir sonu seçti. Onu ve bu yaptığını unutmayalım. Daha önce benzer roller takınanları da unutmayalım. Geriye dönük ne kadar oyun bozan, çark eden, dün söylediğini bugün inkâr eden ya da zıddı hareket edip, zıddı söz söyleyen kim varsa unutmayalım. Biz unuttukça, bizi balık hafızalı yerine koyup, devranı devam ettiriyor, daha kötüsü hızla çoğalıyorlar. Farkında mısın o kadar çoğaldılar ki. Ondan sebep belimiz doğrulmuyor. Unutma! Yok “adam kitabını yazmış”, yok ”bilge lider”, yok “devletin bekası için”, yok “bir bildiği vardır” türünden efsanevi manalar yükleyip, görmezden gelme, göz ardı etme, unutma. Haklılarmış yanılgısına düşüp, oyun bozanları unutma! Unutmayalım. Bir ayak altına alıp, bir tepemize çıkarmayalım. Kimseyi tepemize çıkarmayalım. Hizmet için bu görevlere talip olanları tepenize çıkarırsanız bir daha tepenizden indiremezsiniz.