Son zamanlarda
içeriği “Siyasal İslam’ın İflası” ya da benzer şeyler olan yazılar, haberler
ortalıkta dolaşmaya başladı. Elbette daha öncesinde de vardı ama yoğunluğu
artıp bir de bu eleştiriler, söylemler bizatihi muhafazakâr kesimden gelince
daha bir dikkat çekici olmaya başladı.
Paylaşmak
istediklerimi yazıya dökmeden önce “Siyasal İslam” tamlaması ile ilgili birkaç
cümlem var. Kavramsal olarak külliyen yanlış olan bu ifade nasıl olurda genel
kabul görür bilmiyorum. “Genel kabul gördüğünü kim söylüyor?” derseniz
etrafınıza bakın, günlük dile girmiş, yazılarda, konuşmalarda, tartışmalarda vs
kullanılıyor. Sokaktaki adam, kahvedeki dayı, üniversitedeki akademisyen
anlatmak istediğini anlatırken kullanıyor ve söylenmek istenen karşı tarafça anlaşılıyor.
Öyle ise genel kabul görmüş demek yanlış olmaz. Diğer taraftan dedim ya
külliyen yanlış. İslam İslam’dır ve bir tanedir. “Siyasal İslam” deyince başka
bir İslam daha varmış gibi olur. Ne demek istiyorum? Başına ya da sonuna her
kelime eklenen tamlama olmaz. Dilbilgisi açısından olmuş gibi görünse bile
kavramsal olarak yanlışsa yerli yerine oturmamış demektir. Benzer bir örnek
daha vereyim mi? Mesela başına “ılımlı” sözcüğünü getir al sana “Ilımlı İslam”.
Peki oldu mu? Olmadı! Ne yani ılımsız İslam da mı var?
Çıkış noktası
iyi niyetli dahi olsa bu başka bir yere gider. Gitmiştir, gidecektir. Yanlıştır.
Bugüne kadar yegâne inandığım şey; bir tarafı dünya için olan dinin bir tarafının
ise uhrevi olmasıdır. Ruhani, manevi, yani içseldir. Dahası ilahidir. İyidir,
güzeldir, tertemizdir, pür-i paktır. Allah katıdır, sığınılacak limandır. Ne
zaman ki dünyevi, nefsi amaçlara ulaşırken araya karışırsa, hele bir enstrüman
gibi kullanılmaya başlanırsa vay haline. Malzeme yapabilmek için, işine geldiği
gibi sağı solu çekiştirilen din aslından uzaklaşır ve zaman içinde Allah
muhafaza en büyük zararı görür.
Bir kişiyi,
kurumu, belli bir zümreyi, kitleyi, toplumu etkilemiş, oluşan faydadan gerek kendi,
gerek çevresindekiler istifade etmeye başlamış bir yapı; ister cemaat, tarikat,
ister siyasi parti, sivil toplum kuruluşu, kim, ne olursa olsun fark etmeksizin
gücünü, koltuğunu, postunu, pozisyonunu korumak hatta daha da yükseltmek,
güçlendirmek için dini enstrüman olarak kullanıyorsa, hele olası yanlışları da
dinmiş gibi, din adına yapıyorsa yandın. Hele bu hal bir tür varlık sebebi ise.
Bu yaklaşımla etki alanı genişletilmiş, güce sahip olunmuşsa vazgeçmesi ne
mümkün. Bırakın vazgeçmeyi, bu anlayışın, yaklaşımın, yöntemin dozu daha da
artar.
Yine bir video
düştü önüme. İnsanların dinden uzaklaştığı, İslam dünyasının hali ortada
olduğu, özgürlüğün, adaletin kalmadığı, muhalefetin sindirildiği, basının baskı
altında olduğu, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün, liyakatın kağıt üstünde
kaldığı vs. vs.
O kadar ki
konuşanların kim olduğunu görmesen bir solcu konuşuyor sanabilirsin. O derece. Özgürlük,
anayasal devlet, hukuk, demokrasi, adalet, bağımsız yargı, güçler ayrılığı,
özgür basın, STÖ’ler, bağımsız kurumlar, meclisin denetleme yetkisi vs. vs.
Allah Allah, anladım da bu anlamda yanlış bir şeyler yapıldı ise siz orada
değil miydiniz? Tüm bu saydıklarınızda sorunlu bir noktaya geldi isek bunları
dışardan başka birileri mi gelip, yaptı? Ya da bir sabah uyandık böyle mi oldu?
Herhalde kademe kadem bu aşamaya gelinmiştir. Bu sürede neredeydiniz? Onca yıl
görev aldınız haberiniz olmadı mı? Tamamen ve tüm samimiyetimle, şaşkınlıkla
soruyorum. Kimseyi itham etmiyor, söylediklerinde haklı ya da haksızlar
demiyorum. Şaşırıyorum.
Dönüyorum bir başka
konuşmacıyı dinliyorum. Son derece deneyimli bir siyasetçi ve devlet adamı.
Muhtemel 40 yılı aşkın bir siyasi yaşamı var. Yine muhafazakâr camiadan, bakanlık,
TBMM başkanlığı yapmış bir isim. Mealen Millî Mücadelenin önemimden bahsediyor.
Kazanan, bu toprakları bize vatan yapan başta Atatürk olmak üzere büyüklerimize
rahmet okumak boynumuzun borcudur diyor. Kıymetlerini bilmemiz lazım. Bunu
çocuklarımıza bu okullarda öğretmemiz lazım. Cumhuriyetin nimetlerini
kazanımlarını göz ardı ediyoruz. Okullarda milli mücadele, milli şuur,
cumhuriyet, demokrasi iyi öğretilmelidir diyor.
Evet haklı. Kesinlikle
haklı da benim aklıma gelen bazı değişiklikler bu söylediklerini ne kadar destekliyor?
Bir iki örnek vereyim. Mesela milli bayramlarımızın kutlanma şeklinde bazı
değişiklikler yapıldı. Eskiden çok daha gösterişli olurdu. 23 Nisan, 19 Mayıs
gibi milli bayramlarımızda stadyumlarda yapılan gösteriler, öğrenciler için o gösterilere
katılmak müthiş heyecan vericiydi. Stadyum gösterileri azaldı. Ne yapılacağı, ne
kadar yapılacağı valiliklere, kaymakamlıklara bırakıldı. Kimi daha görkemli,
kimi gayet sönük geçebilir oysa milli bayram demek tam da sayın bakanın
söylediği bilinci besleyen bir olgu değil mi? Tüm ülke genelinde belli bir
standartta, mümkün olduğunca ihtişamla kutlanması daha iyi olmaz mı? Ya da ne
bileyim andımızın kaldırılması iyi mi oldu?
Genel duruş olarak uzunca bir süredir kendisinin de görevde olduğu
dönemler de dahil bahsettiği Atatürk’e hakaret, hakarete varan sözler edenler, kendilerince
itibarsızlaştırmaya çalışanlar, milli mücadeleyi inkar edenler, Atatürk’ü İngilizlerin
başa getirdiğini söyleyenler, Atatürk’ü sevenler cenazeme gelmesin diyenler,
tüm bunlara en bonköründen müsamaha gösterilmedi mi? O kadar ki bu insanlar
bunu marifetten sayıyorlar ve fütursuzca bunları yapmaya devam ediyorlar. Mutlaka
da bir etki alanları var. Bu insanlara inanıp, onlar gibi düşünenlerin
sayısında bir artış yok mu? Bu şekilde mi Atatürk, Cumhuriyet, Demokrasi Milli
ruh, şuur desteklenecek? Dedim ya şaşkınlık içindeyim. İcraatı bir kenara
koydum bunları duymak dahi şaşırtıyor.
Neyse, ne
mutlu, yavaş yavaş da olsa, dinin başımızın üstündeki yerini aşağılara, güncel
siyasetin içine çekmenin ancak yüce dinimize zarar verdiğini, alelade amaçlara
araç haline getirilebilme riskini, Atatürk’ün bunun ayırdında olarak din ve
devlet işlerini ayırdığını anlayacağız, top yekûn, hep beraber Milli
Mücadelenin, Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin, onu kuran Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ün, ortaya koyduğu ilkelerin, demokrasinin, laikliğin, liyakatın, güçler
ayrılığının, bağımsız yargının, özgür basının ne kadar kıymetli olduğunun,
kurumsallaşmada yerli yerine konması gereken kritik bileşenler olduğunun
farkına varacağız sanırım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder