20 Mart 2026 Cuma

ÇARESİ OLMAYAN HASTALIK

Hastalığı en çaresiz olanıydı sanırım. Evet öyleydi. Ne bir ilaçtan, ne bir tedavi küründen söz ediyordu doktorlar, ne de ameliyattan. Kurtulma olasılığı çok düşük, çok ağır bir ameliyata insan koşarak gider mi? Deseler ki çok düşük bir olasılık ama bu ameliyatı olursan iyileşeceksin, koşarak gidecekti.

Daha bu yaşta bu haldeydi. Keyfi yoktu. Canı sıkkındı.

Tadını almıyordu yediği en lezzetli yemeğin, dalıp gidemiyordu en sürükleyici filme bile. İki satır okumak, günlük gazeteye göz gezdirmek. Yoktu artık öyle şeyler.  Sıcaktan en bunaldığı anda bile ne mümkündü vantilatörü, klimayı açmak. Anında öksürmeye, tıksırmaya başlıyordu. Ciğerleri su topluyordu. Dikkat ayaklarını derenin suyuna sokmanın keyfinden bahsetmiyorum. Ciğerleri başka telden çalıyordu, kalbi başka telden.

Tansiyonunun, şekerinin, kandaki ürenin, sair kan değerlerinin normal bir insanın değerleriyle alakası yoktu. Kimi üstten en tavan, kimi alttan en tabandı. Ne vicdansız, ne acımasız illetti bu hastalık. Ne işler açtı başına. Bırak koşmayı, hoplamayı zıplamayı ve hatta yürümeyi, ayağa kalkamaz oldu.

Hastalığın onu bu noktaya getireceğini hiç düşünmemişti. O yüzden de hiç önemsememişti. Umuruna gitmemişti. Yalnızca o değil kimseler düşünememiş olacak ki kimseler önemsememişti. Aslına bakarsan hala da önemsemiyorlardı.

Neydi, nasıl bir şeydi ki bu çaresiz illet? Sadece görünmeyen organlarını değil, görünür her bir parçasını da mahvediyordu. Saçları seyrekleşti, döküldü mesela. Cildinin rengi değişti, kurudu. Gözlerine, kulaklarına da zarar verdi. Sanki yavaş yavaş ama aslında alabildiğine hızlı yok ediyordu onu.

Neydi? Doktorlar neden şöyle yapacağız, böyle yapacağız, seni kurtaracağız demiyorlardı. Hatta zar zor her hastaneye gittiğinde neredeyse muayene etmeden eve göndereceklerdi. Ne oluyordu? Neydi bu?

Sonra bir sabah sakın yaşlanmış olmayayım diye düşündü. Adını koyamadıkları ve benim kabullenemediğim şey yaşlılık olmasın. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÇARESİ OLMAYAN HASTALIK

Hastalığı en çaresiz olanıydı sanırım. Evet öyleydi. Ne bir ilaçtan, ne bir tedavi küründen söz ediyordu doktorlar, ne de ameliyattan. Kurtu...