20 Mart 2026 Cuma

RAKAMLARLA NEREDEYİZ?

Hayatım boyunca bir meseleyi değerlendirirken önce bilgiye ulaşmaya, rakamlara, verilere ulaşmaya çalıştım. Tanıyanlar bilir en basit konuda dahi adım atmadan önce dünyanın sorusunu sorarım, konuya hakim olmak, doğru karar vermek için. Doğru karar çok mu önemli? Evet kimseye haksızlık etmemek için tahmin edemeyeceğimiz kadar önemli. Mutlak bilginin, rakamların sihrine inanır, hep de söylerim ; insanları ortak paydaya getirmede, uzlaşmada, mutabakatta kolaylık sağlar, yanlışsak en kestirmeden dönmemize vesile olur.

Hemen her gün bir dolu mecrada canım ülkeme, ülkemize dair sürekli mesnetsiz, ayağı yere basmayan doğru ya da yanlış sözler duyuyoruz. Kimi zaman pervasızca eleştiriler oluyor, kimi zaman gaza gelip, anlamsız bir kendini olduğundan büyük görme, yukarılardan uçma, hamaset. Kimi zaman subjektif bir keyfi yerindelik, kimi zaman kızgınlıkla yüklü bir mutsuzluk, depresyon hali.

Böyle hallerde objektif yaklaşımla, rakamlarla ne durumdayız, dünya ölçeğinde ne durumdayız, gerçekte başarılı mıyız, başarısız mıyız diye bakasınız gelmez mi? Gelir.

Neyi referans alacağız? İnsanı elbette. Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” tümcesini dilinden düşürmüyorsan insanın, vatandaşın durumuna adam akıllı bakman icap eder. Daha önce de değindiğim bir konu bu. İnsan ne ister? İhtiyaçları neler? İhtiyaçlar hiyerarşisine göre, en temelde, yemek, içmek, karnını doyurmak ister. Üşümemek, insan içine çıkmak için giyinmek ister. Oturmak, uyumak için barınmak ister. Bir yerden bir yere gitmek için ulaşım ihtiyaçlarını karşılayacak imkanlar ister. Tüm bunları bir araya getirdiğinde maddi imkan, para ister. Parasız bunların hiçbirine sahip olamaz.

Bu noktada bir ülkeyi değerlendirmek için sanırım en iyi, en doğru kıstas kişi başı satın alma gücü paritesi. “Purchasing power parity per person.”

Kişi başına satın alma gücü paritesi, farklı ülkelerdeki yaşam maliyeti ve fiyat düzeylerini dengeleyerek, kişi başına düşen geliri (GSYİH) reel alım gücü ile karşılaştıran bir gösterge. Ülkeler arasındaki refah düzeyini daha adil karşılaştırmak için en doğru bilgi.

İnternette ulaşabildiğim sıralamalara göre ülke olarak dünyada 55. ile 60. sıra aralığındayız. Özellikle canımı sıkan ise Çekya, Polonya, Slovenya, Slovakya, Litvanya, Letonya, Romanya, Estonya, Hırvatistan gibi ülkelerin bile bizden iyi durumda olmaları. Bizim vatandaşlar hayatlarından ne kadar memnunlar yorum yapmayacağım ama mantıken memnun değillerdir. Tabi toplum bilinçli bireylerden oluşuyor ise bu böyle. Hamasetten, slogan laflardan, dolduruştan giden bir yapı da memnuniyet eşiği pek de yerli yerinde olmayabilir.

Yine insandan gidecek olursak güvenlik bir başka önemli ihtiyaç. Kendini güvende hissedeceği bağımsız, güvenilir bir yargı sistemi. Hukukun üstünlüğü son derece kritik. İnsanın devletine bağlılığını sağlayan, hatta besleyen en güçlü insan ihtiyacı. Sadece insan için de değil, bir devletin varlığını devam ettirebilmesini sağlayacak ve o ülkeyi yaşanabilir kılacak en kritik kriterlerden biri hukuk, adalet. Ben de atalarım gibi bunu varoluşsal bir mesele olarak görüyorum. Biz adaleti mülkün (devletin) temeli olarak görürüz. Milletçe buna inanırız. Peki biz hukukun üstünlüğü ve adaletin tesisi noktasında dünyada ne durumdayız? World Justice Project, WJP’nin “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”ne göre durumumuz pek iç açıcı değil. Hakikaten yakışıksız bir seviye. 143 ülke arasında 118.sıradayız. “Temel Haklar” kategorisinde ise 143 ülke arasında 134. sırada kalmışız. Son 10 yılda çok ciddi bir gerileme yaşamışız. Gerçekten berbat.

Bir insanın kendini baskılardan uzak, özgür hissetmesinin temel konularından biri de demokrasi. Demokrasi bir ülkenin gelişmişlik düzeyi ile de son derece ilgili. Gelin bir de “Demokrasi Endeksi”ne bakalım o zaman. Bu arada tekrar söyleyeyim kriterlere dünya ölçeğinde endeks olarak bakıyorum ki doğru değerlendirmiş olalım. Mukayese olmaz ise anlamlı olmaz, neye göre iyiyiz ya da kötüyüz fikir vermez. Evet demokrasi endeksine gelince herkesin kolaylıkla ulaşabileceği bir yerden baktım. The Economist dergisinin araştırma bölümü Economist Intelligence Unit (EIU) tarafından hazırlanmış bir endeks dizini buldum. 167 ülkede demokrasinin durumunu ölçmeyi amaçlamışlar. Alınan puana göre de dört seviye belirlemişler. 1. Tam Demokrasiler, 2. Kusurlu Demokrasiler, 3. Hibrit Rejimler, 4. Otoriter Rejimler.

Tam demokrasi seviye grubunda Norveç, İsveç, İsviçre, Danimarka, Finlandiya falan var. Bu beklenmedik bir durum değil. Lakin bu grupta Tayvan, Uruguay, Şili, Kosta Rika falan da var. Vallahi bravo.

Kusurlu demokrasi seviye grubu içinde ABD’nin, İtalya’nın, Belçika’nın olması, hatta demokrasinin anavatanı olduğuyla övünen Yunanistan’ın bu grupta olması şaşırtıcı ama bir taraftan da endekse güven veriyor sanki. Demokrasin kusurluysa adamlar ABD’sin diye jest yapmamışlar. Neyse onu belirtmişler. Evet böyle bir his kaplıyor içimi. Kusurlu demokrasiyi şöyle tanımlamışlar; seçimlerin özgürce ve özellikle adil olduğu, sivil özgürlüklerin olduğu ancak medya, siyasi muhalefet ve eleştirmenlerin hafifçe de olsa bastırılması, siyasete düşük katılım düzeyi türünden kusurları olan grup.

Hibrit rejim dedikleri üçüncü seviye grubun gayet sevimsiz bir tanımı var. İşin kötüsü bizi de bu gruba koymuşlar. Uganda’dan, Bolivya’dan, Gambiya’dan bile sonra geliyoruz. 103. Sıradayız. Adil ve özgür olmayan demokrasi, seçim hileleri, bağımsız olmayan, güçsüz hukuk sistemi, yaygın yolsuzluk, medya baskısı, az gelişmiş siyasi kültür vs. Hakikaten çok kötü. Uzatmayayım. Grupta zaten, hani kötü bir şey söylemiş de olmayayım ama neredeyse bir tane şöyle elle tutulur ülke yok. Paraguay, Bangladeş, Guatemala, Gambiya, Tanzanya gibi ülkeler. Bir iki tane de nispeten daha bildik ülke, Meksika, Gürcistan, Tunus, Ermenistan. Biz bu grupta ne arıyoruz Allah aşkına?

Tabi ben bizi bu gruba koymuşlar derken açıkçası canım sıkıldı ve sanki biz de bir sorun yok da onlar yaptı gibi konuşuyorum. Hani öğrenci kötü not alınca “öğretmen verdi”, iyi not alınca “ben aldım” anlatısında olduğu gibi. Canım sıkkın. Biz üçüncü dünya ülkesi miyiz ki bu haldeyiz? Kabul etmek istemiyorum.

Bir de otoriter rejimler grubu var ki Allah esirgesin.

Sonuçlar hoşuma gitmese de girdik bir kere şu işe. Bakıyorum ne durumdayız? Başka neye bakabilirim? Bir insanın halinden vaktinden memnun olması için yeme, içme, barınma, yani para, sonra hukuk, demokrasi baktık. Başka kritik ne var. Sağlık mesela değil mi? Eğitim de ha keza ona öyle. Sağlık, eğitim bunlar sosyal devletin temellerinden.

En iyi sağlık hizmeti veren ülkelere bakayım dedim. CEOWorld’un 2025 yılı çalışmasına denk geldim. Ülkeleri verdikleri sağlık hizmetinin kalitesine göre sıralamışlar. Tıbbi altyapı ve sağlık çalışanları, sağlık hizmetine erişim, hizmet alabilme, hizmetin maliyeti, yine ilaçların bulunabilirliği ve maliyeti türünden konuları değerlendirmişler. Elbette kim olsa öncelikli olarak bunlara bakar. Bu araştırmaya göre 60. sıradayız. Bu sonuç da beni hiç açmadı. Son zamanlarda özel sektör tarafında açılan modern, güçlü markalaşmış hastaneler, bu hastanelerdeki, fakültelerimizdeki kıymetli hocalarımız, doktorlarımıza güvenerek doğrusu çok daha iyi bir seviye bekliyordum. Hayal kırıklığı yaşıyorum. Sanırım şunu atladım bu özel hastanelere vatandaşlarımızın önemli bir kısmı erişemiyor. İmkanın olması kafi olmuyor, o hizmete, imkana erişim de çok önemli. Var ama alamıyorsan ne manası var. Özel hastaneden hizmet alamayıp, devlet hastanelerinde de durum pek iç açıcı olmayınca, randevu almak, hizmet almak pek de kolay olmayınca demek ki sonuç böyle çıkıyor. Son yıllarda ilaca erişimde de sıkıntı var malum. Değerlendirmeye göre en iyi sağlık hizmeti veren ülke neresi sizce? Tayvan. Üstelik bu yeni bir şey de değil. Tayvan daha önce yapılan değerlendirmelerde de iyi sıralardaymış. Tayvan açısından ne mutlu. Ulusal sağlık sigortası, akıllı kartları, yapay zeka destekli sağlık veri sistemleri ile, hizmete global anlamda erişimi de dahil olmak üzere iyi bir sistem kurmuşlar. İkinci sırada Güney Kore var. Tıbbi altyapısı, hasta başına düşen doktor sayısı, sağlık çalışanı sayısı ve sağlık teknolojisi yatırımları ile en iyi sağlık hizmeti derecelendirmesinde ikinci sıraya oturmuş. Bu arada her iki ülke de dijital altyapı ve önleyici tıp konularına önem veriyor. Sadece elde ettikleri sonuçlar açısından değil, ekonomik verimlilik açısından da çok daha iyi bir noktaya gidiyor. Üçüncü sırada Avustralya var. Sonra Kanada bilahare İsveç var vs. vs. Neyse zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış. En iyileri, tepedekileri kıskanmayı bir kenara bırakıp bizim bize bakmamız lazım. Doğrusu çok hayıflandım. Başka bu anlamda bir çalışma var mı diye baktım. Farklı modern endeksleri birlikte değerlendiren araştırmacılara göre Türkiye genelde 40. ile 60. sıra aralığında. Muhtemelen değerlendirme kriterlerindeki farklılıktan dolayı sıralama değişebiliyor. Hoş bence 40. sırada olsa, 60. sırada olsa bunlar iyi sonuçlar değil.

Eğitim konusuna gelince; OECD’nin 15 yaş grubundaki öğrenciler için yapılan PISA sınavına göre 44 ya da 45. sıradayız ve maalesef OECD ortalamasının altındayız. UNDP, Birleşmiş Milletlerin eğitim içeren gelişmişlik endeksinde ise dünya genelinde 45. sıradayız. Bir diğer değerlendirme World Economic Forum’un (WEF) eğitim kalitesi, mesleki eğitim, dijital beceriler, üniversite sistemi gibi kriterlerin değerlendirildiği eğitim endeksine göre 50. İle 60. sıra aralığındayız. Toparlayacak olursak eğitim sistemimizde de pek iyi bir noktada değiliz. Hoş başka bir perspektiften bakınca sonuçlar iyi bile çıkmış. Halkın en sıkıntılı bulduğu ve memnun olmadığı konuların başında geliyor eğitim.

Evet eldeki imkanlarla sağlıklı bir değerlendirme mi? Evet olabildiği kadar. Sonuçlar nasıl? Tadı yok. Keyfimi kaçırdı. Bizim gibi bir ülkenin çok daha iyi bir noktada olmasını beklemez miydiniz? En kötü olduğumuz bir konuda dahi hiç değilse ilk 25’te olmamız gerekmez mi? Böyle 40. sıralar, 60. sıralar, hatta hukukta, demokraside 100’lü sıramalar falan olacak iş değil. Gerçekten bize hiç yakışan sıralar değil.

Moralim bozulunca neye bakayım da keyfim yerine gelsin diye düşündüm. Hangi konuda öteden beri iyiyiz? Aklıma ordumuz geldi. Asker milletiz. Dünyanın en eski, en köklü, en iyi ordularından birine sahibiz. Tek kelimeyle gururumuz. Silahlı kuvvetlerimizin durumuna bakayım. Oldum olası dünya çapında biliyorum da, malum bir ara ordumuz üzerinde ciddi oyunlar oynandı. Yıpratmak için yemedik nane, yapmadık ş..sizlik bırakmadılar. Şanlı ordumuzun Atatürkçü, vatansever komutanlarına vicdansızca, ahlaksızca operasyonlar düzenlediler. O komutanlar ki aralarında kahrından ölenler oldu. Hastalananlar oldu. Bunca zaman iyiyiz diye bildiğim gurur duyduğumuz askeri gücümüz ile neredeyiz? İlk karşıma çıkan değerlendirmede 9. sırada görünüyoruz. Her şeye rağmen ilk 10’dayız çok şükür. 1. Amerika, 2. Rusya, 3. Çin, sonra Hindistan, Güney Kore, Birleşik Krallık, Fransa, Japonya sonra Türkiye ve İtalya. Daha sonra Brezilya, Pakistan, Endonezya, Almanya, İsrail, İran, İspanya diye gidiyor. Evet şükürler olsun askeri güçte iyi bir noktadayız. Hatta NATO’da ABD, Fransa, Birleşik Krallık’tan sonra dördüncü sıradayız. NATO’nun en güçlü dördüncü ordusu Türk Ordusu.

Belki şuna dikkat etmek lazım. Elinde nükleer silah bulunduran İsrail, Pakistan, Kuzey Kore gibi ülkeler bu nükleer silahlardan dolayı daha yukarıda bir pozisyona çıkabilirler. Ne yapalım? Nükleer başka bir alan. Diğer elinde bu gücü bulunduran ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan sıralamada zaten bizden daha iyi bir pozisyondalar.

Neyse, biraz uzun bir yazı oldu ama mecburen tek tek bazı temel kriterlere baktık. Yok bu skala başarılı bir skala değil. Maalesef hiçbiri hoşa gidecek bir noktada değil. Bu zorlu coğrafyada neyse ki Türk Silahlı Kuvvetlerimiz var. Atatürk ruhu, vatanseverlik öylesine genlerine işlemiş ki her türlü entrikaya, her türlü nankörlüğe, zorluğa, düşmanlığa rağmen dünyanın en iyilerinden biri olabiliyorlar. İyi ki onu destekleyen Aselsan gibi, Roketsan gibi, MKE gibi, TEI, TAIE gibi şirketlerden oluşan savunma sanayimiz var. Aman ordumuza, etrafındaki guru tablomuza sahip çıkalım. İyi ki varlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÇARESİ OLMAYAN HASTALIK

Hastalığı en çaresiz olanıydı sanırım. Evet öyleydi. Ne bir ilaçtan, ne bir tedavi küründen söz ediyordu doktorlar, ne de ameliyattan. Kurtu...