22 Ocak 2026 Perşembe

KEŞKE SEYRETMESEYDİM .YİNE ABANDONE OLDUK !

19.01.2026 Saat 22:25 TV’de bir haber programı izliyorum. İçeriği başka iken bir anda program Suriye’deki gelişmeleri vermeye başladı. ABD’nin gazı ve desteğiyle neredeyse Suriye’nin ortalarına kadar gelen PKK-PYD-YPG’yi Suriye ordusu sürerek Rakka’ya kadar gelmiş, girmişti. Haseke’ye ilerliyordu. Kamışlı zaten neredeyse son nokta. Bir gelişme olmazsa PKK-PYD-YPG’nin gideceği yer kalmayacak. Öyle bir hava var. Suriye’nin kuzeydoğusuna sıkıştılar anlaşılan. O kadar ki çok zorda kalınırsa Türkiye’ye kaçın mesajları verildiği söyleniyor. Bu gece belki de Suriye’de PKK’nın kontrolünde hiçbir yer kalmayacak. Türkiye ve Irak sınırının korunduğu, YPG’nin Türkiye ve Irak’a geçmesine müsaade edilmeyeceği, Suriye ordusuna teslim olmaya mecbur kalacakları anlatılıyor. Irak İçişleri Bakanı sınır boyunca önlem alındığını sınır geçilmeye çalışılırsa ateş açılacağını söylüyor vs.

E ne oldu şimdi? Rusya ve İran Suriye’den çıkınca, Rusya’nın Akdeniz’e inme riski nispeten kalmayınca kısaca Suriye’de Rusya, İran vb etkisi azalınca üstüne bir de Şara ABD’nin suyunda hareket edince başkalarının atına binerek hayat sürme çabasında olanlar artık hep olduğu gibi su nereye akarsa o yana akacak, at ne tarafa giderse o tarafa gidecekler. Ha at üstünden atarsa da düşüp bir yerlerini kıracaklar. Suriye’nin kuzeyinde küçücük bir bölgede kendilerini korumaya çalışacaklar. Orada yerleşim birimlerinin yoğunluğundan dolayı Suriye ordusunun diğer bölgelerde olduğu kadar yoğun saldırı yapamayacağı, bölgenin bir anlamda kalkan gibi kullanılacağı yorumu da var.

Ah halklar, ah çoluk, çocuk, ah masumlar. Olan yalnızca size oluyor. Farkında mısınız? Birilerinin sanki sizin haklarınızın peşinden koşuyormuş gibi davranarak, seni de öyle aldatarak kendi çıkarları peşinden koşarken yarattığı kaos ortamları, silahlı çatışma ortamları, savaş ortamlarında iyi yada kötü ne hak ettiğin sağlık hizmetini alabiliyorsun, az ya da çok ne eğitim hakkından bahsediliyor, açlık sefalet zaten diz boyu. Bırak fırsat eşitliğini falan, komik olma. Canının derdine düşüyorsun. Silahlı insanlar sokak aralarında dolaşırken bırak dışarı kafanı çıkarmayı perdeyi dahi açamıyorsun. Maalesef gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde, şahsi menfaatleri için her haltı yiyenler sizleri bu elim sonuca sürüklüyorlar. Oysa insan sobanın sıcak olduğunu elini sobaya değmeden, elini yakmadan da anlar. Elini yakan birini görmesi kafidir.

Olacak gibi değil sıcak saatler yaşanıyor. Şimdi Şara Trump ile yaptığı görüşmeyi açıkladı. Trump ile Suriye’nin bütünlüğü noktasında mutabık olduklarını, bütünlüğü sağlamak için gerekenin yapılacağını ve devlet bütünlüğü içinde Kürtlerin de haklarının gözetileceği söyleniyor. Şimdi muhabir Suriye ordusunun elindeki askeri araçların çokluğuna inanamadığını bu kadar sürede bu kadar aracın nasıl temin edildiğine şaşırdığını, araçların peş peşe bölgeye doğru gittiğini, ardı arkasının kesilmediğini söylüyor. Bölgede PKK PYD YPG boşa bastı. Güvendiği karlara karlar yağdı. ABD yüzüstü bıraktı.

Peki ya Türkiye’de, Türkiye’yi karıştırmaya çalışanlar, yukarıda bahsettiğim gaflet, dalâlet ve hatta hıyanet içinde olanlar, para, pul, şahsi menfaat, kendi rahatının peşinde koşanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak hiç fark etmez tüm Türk vatandaşlarının eşit vatandaşlık haklarını, kazanımlarını Allah korusun kaybedilmesi riskini nasıl alırlar? Bulunduğumuz coğrafyada imkanları en geniş, bölgenin en modern, iyi ya da kötü demokrasisi, hukuku, eğitimi, sağlığı olan ülkesinde bu ülkenin asli unsuru, eşit vatandaşı olma hakkını elinde tutan, İstanbul’daki vatandaşının Van’daki, Kars’taki, Ankara’daki, Tunceli’deki vatandaşının, Çorum’daki, Edirne’deki, Erzurum’daki, Batman’daki, Şanlıurfa’daki vatandaşından farklı olmadığı gerçeğini nasıl görmezden gelirler? Hak arayışı, insan hakları vb maskeleri ile ayrılıkçı kafa “sözde” öncüsü olduğunu iddia ettiği insanların, son derece problemli, kaotik bir bölgede mukayese götürmez en güvenli limanında yaşama şansını kaybetmeleri ihtimalini nasıl görmezden gelirler. Afganistan’ı, hemen yanı başındaki Irak’ı, Mısır’ı, Libya’yı, yine burnunun dibindeki Suriye’yi, insanların, masum insanların onlarca yıldır süren perişanlıklarını, yurtlarını, yuvalarını bırakıp gitmelerini nasıl görmezden gelirler? Ya da görürler de umurlarında değildir.

9 Ocak 2026 Cuma

SEN KEMALİST MİSİN?

Kemalizm bir diğer deyişle Atatürkçülük ile ilgili olarak birilerinin Atatürkçü ya da Kemalist olmak dar bir kalıpmış havası yaratmaları, direk sol düşünceye mal etmeleri, sanki çok da iyi bir şey değilmiş gibi konuşup, yazmaları artık iyice kabak tadı verdi. Niyetlerinin ne olduğunu önemsemeksizin, bilerek, bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek bu havayı yaratan ve yayanlara artık iyi gözle bakmıyorum. İstikbalimiz için, çocuklarımızın istikbali için iyi bir iş yapmadıkları kesin.

Yeter artık Kemalizm’e, Atatürkçülüğe bu kadar haksızlık, bu kadar nankörlük. Dedim ya iyi niyetle dahi olsa sapla samanın bu kadar karıştırılması hoşuma gitmiyor. Hiçbir vatanseverin de gitmemeli.

Hadi Atatürk’ü sevmeyenleri anlıyorum ve onlara “Allah sizi ıslah etsin, akıl, fikir versin” diyorum. Trajikomik ama yine Atatürk ve silah arkadaşlarının sağladığı imkanlarda, demokratik, laik, sosyal hukuk devletinde suç işlemedikleri sürece düşünürler, konuşurlar. Ulaşabildikleri insanları kendilerine benzetmeye çalışırlar. Umarım Türkiye Cumhuriyeti için risk oluşturacak hacme ulaşamazlar. Olanlarınsa değişebilme ihtimali çok zayıftır. Çünkü onlara tesir eden yaklaşım cahillikten beslenir ve dogmatik bir anlayışı yerleştirmiştir. Kimi zaman dini, kimi zaman mezhebi kullanan, kimi zaman ise Türkiye düşmanı odakların oyuncağı olmuş, farkında olsunlar olmasınlar ülkeyi bölmeye çalışan bir yapı olarak karşımıza çıkarlar. Bölmek dedim ya nasıl bölecek? Ülkenin, devletin akıl diyen, bilim diyen, fen diyen kurucu iradesini, kurucusunu, onun ilkelerini yani binanın subasmanını, temelini yıpratacak ki, hasara uğratacak ki amacına ulaşsın. Ülkenin selameti açısından senin yapman gerekense Atatürkçü düşünceye, ilkelerine, devrimlerine, milli gün ve bayramlarına, toplumu bir arada tutan değerlere sıkı sıkıya yapışmak ve hukuk dairesinde muhtemel tehditlerle mücadele etmektir.

Bunlar bir profil ve hatta belki en samimi profil. Neden? En azından biliyoruz ki Atatürkçü düşüncenin karşısında olduklarını açıkça söylüyorlar.

Oysa başka profiller de var. Mesela bir tanesi Atatürk’ü, cumhuriyeti, demokrasiyi, hukuk devletini benimsediğini söyler. Kendine göre devletine düşkündür, halkçıdır, laiktir, inkılapçıdır, milliyetçidir. Ama diğer taraftan şu ya da bu çekincesinden dolayı veya herhangi bir mahallenin baskısından, ya da bir menfaatten Kemalist’im, Atatürkçüyüm diyemez, diyenin yanında da duramaz.

Bak başka bir enteresan profilden bahsedeyim. Mesela ben “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağına namus ve şerefi üzerine yemin edip” sonra Atatürkçülük ile ilgili her türlü alakasızlığı yaşayan ve yaşatanlar var. Nasıl oluyor bu? Samimi, dürüst bir yaklaşım mı bu? İlginç değil mi? Fikren Atatürkçü değilsen onun ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağına namus ve şerefin üzerine nasıl yemin ediyorsun? Ağır bir tezat yok mu?

Ha siz şimdi bana diyeceksiniz ki “yahu birileri de devletin varlığını ve bağımsızlığını, dikkat et vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına dair namusu ve şerefi üzerine yemin ediyor ve sonra ne haltlar yiyor. Hani namus? Şeref? Yemin? Çok romantiksin.” Valla haklısınız. Ne diyeceğimi bilemedim.

Atatürk’ü fiziken yitirdikten sonra ve bilhassa 50’li yıllarla beraber bilinçli bir şekilde Kemalist olmayı, Atatürkçü olmayı dar bir kalıba koymaya ve belirli bir zümreye giydirmeye çalıştılar, çalışıyorlar. O zümreyi ise Atatürk ismini kendi menfaati, siyasi ikbali için kullanan, toleranssız, çağı yakalayamamış, beton kafa bir azınlık gibi gösteriyorlar. İşbu halde insanlar Atatürk’e hayran dahi olsa fikren Kemalist’im diyemiyor. Tıpkı şu son zamanlarda “Türk’üm” demek faşistlikmiş algısı yaratıldığı gibi. Birileri resmen aklımızla oynuyor. Kimi zaman bir akademisyen, kimi zaman politikacı, kimi zaman gazeteci, kimi zaman da halktan biri olarak karşımıza çıkıyor bunlar.

Bu toplum mühendisliğinin başını algı yönetiminde çok mahir, hatta algı yönetiminin yaratıcısı bir yerlerin çektiği yanlış değil. 21. Yüzyılda, iletişim çağında emperyalizmin en güçlü silahı bu. Hele bir de yerli işbirlikçileri varsa, hele bir de sen ayakta uyuyorsan adamların işi çok kolay. Yavaş yavaş seni arzu ettikleri zemine taşıyorlar. Toplumu istedikleri hale hazırlıyorlar. Farkında bile olmuyorsun yavaş yavaş ısınan suda haşlanıp ölen kurbağa gibi.

Artık aklını başına almalısın kardeşim. Bulunduğumuz coğrafyada farklı emelleri olanların, emperyalistlerin ve elbette onların işbirlikçilerinin idealleri için en büyük engel Atatürk ve Atatürkçülüktür. Haklılar da! Kemalizm’i bu milletin usundan silmeden, onu itibarsızlaştırmadan, ona olan bağlılığı öldürmeden başarılı olmaları zor. Bak el alemin devlet başkanlarını kaçırıyorlar da kıyametler kopmuyor. Allah korusun. Bir ülke sevsin sevmesin devlet başkanını yedirir mi? Sevmiyorsan da bu senin iç meselendir. Dışa karşı tek yumruk olmayı bilmen gerekir. Bu biraz önce söylediğim milli şuurla ilgili bir konudur.

Yoksa sen Kemalist değil misin?

Kemalizm nedir? Kemalist nedir? Kemalistler kimlerdir? Bakalım mı? Hadi bakalım. Kemalizm, kurtuluş mücadelemizin temellerinin atıldığı yıllarda İstanbul yönetiminin, sarayın, padişahın Mustafa Kemal Paşa’nın liderlik ettiği düşünce ve mücadeleyi destekleyenlere, etrafındaki güçlere verdiği isimdi. Hatta vatanın bağımsızlığı mücadelesine girişmiş bu insanları küçümsemek için “Kemaliler”, “Kemalciler” dedikleri de söylenir. Her geçen gün Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında kenetlenen ve güçlenen, vatanımızın işgaline karşı direnen vatanseverlere İstanbul yönetiminin, saray yanlılarının dışında İngilizler, dış basın da “Kemalistler” demeye başladılar. Bu hali destekleyen bir dolu yazılı belge ve görseller de malum mevcut. Evet Mustafa Kemal Paşa ve liderlik eden kadronun etrafındaki vatanseverler, düşmana karşı milli mücadeleye, kurtuluş savaşına girişenler Kemalistler olarak anılırlar.

Kemalizm, bugünkü yaygın deyişle Atatürkçülük; Türkiye Cumhuriyeti'nin, Atatürk İlkeleri'ni ve devrimlerini esas alan kurucu ideolojisidir.

Kısaca;

- devleti Atatürk’ün hayata geçirdiği şekliyle bilimi, teknolojiyi rehber edinmiş, tarımı, sanayiyi, üretimi çıkış yolu olarak görmüş, muasır medeniyetleri yakalayıp, geçmeyi hedef olarak benimsemiş, demokrasi, laiklik, sosyal adalet, hukuk temeli üzerine kurulu ulusal, üniter bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti,

- vatanı Türkiye Cumhuriyeti toprakları olan,

- milleti Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı ve bundan gurur duyan,

- bayrağı, Türk Bayrağı,

- milli marşı, İstiklal Marşı olan herkes aslında Kemalist’tir.

Bunu dillendirmekten “Atatürkçüyüm” ya da “Kemalist’im” demekten de geri durmamalıdır.



ARTIK FARKINA VARACAK MIYIZ?

Son zamanlarda içeriği “Siyasal İslam’ın İflası” ya da benzer şeyler olan yazılar, haberler ortalıkta dolaşmaya başladı. Elbette daha öncesi...