3 Aralık 2023 Pazar

MİLLİ ŞUUR

 Nerede izlediğimi hatırlamıyorum bir programda Prof. Dr. İlber Ortaylı tarih bilmenin, en azından bilinmesi gerekenlerin bilinmesi gerektiğinden bahsediyordu. Gelişmiş ülkelerin tarih bilimi konusunda en zayıf olanlarında dahi ülkenin vatandaşı bilmesi gereken temel bazı konuları, önemli tarihleri bilir diyordu.

Bu arada ekrana bir vtr geliyor. Çanakkale Savaşının tarihini soruyorlar, bizimkiler bilmiyor. Erzurum, Sivas Kongrelerini soruyorlar, yine bilinmiyor. Kongrelerin kararlarından birkaç tanesini soruyorlar. Yok, cevap yok. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış tarihi, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu tarih, Atatürk İlkeleri? Yok, yok. Cevap yok.

Oysa bu ülkede 20-30 yıl öncesine kadar okullarda neler neler öğretilirdi. Bugün yaşım 57 olmuş, neredeyse hiç şaşırmadan Osmanlı Padişahlarını sayarım. Bir solukta okurum 10 kıtasını İstiklal Marşının. Malazgirt Savaşını, İstanbul’un Fethini, tarihlerini, 30 Ağustos’u, 9 Eylül’ü, Ertuğrul Gazi’yi, Şeyh Edebali’yi, Fatih’i, Kanuni’yi, Atatürk’ü, İnönü’yü, Fevzi Çakmak’ı, Kazım Karabekir’i nasıl bilmem? Cumhuriyetin idealist öğretmenleri ne öğretmenlerdi. Cumhuriyet onları nasıl bir ruhla yetiştirmişti. Cumhuriyet, demokrasi, Atatürk, vatan, millet, devlet aşığı öğretmenler. Biri ikisi değil. Hepsi birbirinden kıymetliydi. Nasıl bir milli şuurla yetiştirilmişlerdi. Çok fesat sokuldu bu milletin arasına. Alevi, sünni, sağ, sol. 70’li yıllarda sağcı solcu meselesi vardı. Öğretmenlerde elbet etkilendiler bunlardan ama sağcı da olsalar, solcu da olsalar ne vatansever öğretmenlerdi. Dedim ya tek dertleri vatan, millet, bayraktı. Hiçbirinin Atatürk ile bir problemi olmadığı gibi Atatürk ilkelerinin savunucularıydılar.

Bir milleti yok etmenin en kolay yolu önce milli şuurun yok edilmesi, hep dillendiriyoruz, toplumu bir arada tutan değerlerden, ilkelerden, ülkenin kurucusu, lideri, bayrak, vatan, vatanseverlik ortak paydalarından uzaklaştırılmasıdır. Kimisini din ile ayrıştırırsın, tarikatlar, dergahlar, cemaatler alır başını gider, kimisini Osmanlıcı der koparırsın, kimisinde Kürt milliyetçiliğini kaşır, kışkırtırsın. Bu ve benzer şekilde bölemediklerine de milli gün ve bayramlarını unutturursun, Türk kelimesinden, Atatürk’ten uzaklaştırırsın vs. Bu şekilde milli şuuru tahrip edilen, yok edilen toplumun ortak bir idealinin, birlikte yaşama iradesinin kalmaması son derece doğaldır. Dikkat ediyor musun kimi ülkelerde ülke işgal edilirken işgalciye direniş dahi göremiyorsun, hatta işgalcilerle işbirliği yapıp, kendi yönetimlerini devirmeye kalkanlar oluyor. Örnek mi? Öncesinde mesela Irak’a bak. Son dönemde şu Suriye’de olanlara bak. Suriyelileri vatanlarında kalıp, savaşmadıkları için eleştiriyorsun ya; ebette haklısın. Ama neden diye hiç sordun mu? Bu ihanet birdenbire zembille gökten inmiyor. On yıllar içinde yavaş yavaş büyütüyorlar ruhsuzluğu, şuursuzluğu, ihaneti.

Söylediklerimize paralel kendimize bakalım. Belli bir kesim PKK’ya sempati duymaya başlamış. O kadar ki çözüm süreci döneminde kendi silahlı güçlerini kurmak, kendi yönetimlerini oluşturmak gibi teşebbüsler oldu. Bir başka kesim demokrasiden, cumhuriyetten, laiklikten uzaklaşmış. Her geçen gün sayıları artarken Osmanlıda Osmanlı diyor. Bu kısmı devletin camisinin minberinden konuşurken atalarına rahmet okurken Sultan Vahdeddin’i sayıyor da Atatürk’ü saymıyor. Bir cemaatin, tarikatın, bir hocanın peşine düşmüş milyonlar. Maalesef eğitim sistemi o haldeki; sayesinde gençler ne 18 Mart biliyor ne 23 Temmuz, ne de 4 Eylül. Her sene büyük coşkuyla kutlanan milli bayramlar bize 29 Ekim’i, 23 Nisan’ı öğretir, unutmamıza fırsat vermezdi. Muhteşemdi. Her sabah söylediğimiz andımız ruhumuzu okşardı. “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” yerleşirdi bilinçaltımıza. Şimdi o da yok. Dedim ya çeşitli yol ve yöntemlerle ülkenin sınırları içinde farklı başlıklar altında da olsa milli şuurdan yoksun popülasyonu artırdıkça sonuç hiçte sevimli olmaz. Milyonlarca Suriyeli ya da farklı ülkelerden sığınmacı doldu canım ülkeme. Ağzını açtığın an senin gibi düşünmeyenler tarafından “hümanizm”, “Müslüman kardeşimiz” demagojisi yapılıyor. Senin sahip olduğun milli şuura sahip olmayan milyonların ülkeye dolmasında hiçbir mahsur görmüyorlar. İnanıyorlar. Kendimizi kandırmaya devam ediyoruz ama görülüyor ki bunlar dönmeyecek. Yıllar oldu. Olacak da. Adam burada düzen kurdu, kuruyor, kuracak. Sonrasında nasıl gidecek? Dikkat bu milyonlarında hiçbiri Türkiye Cumhuriyeti ruhuyla büyümedi. Ne Atatürk, ne Karabekir, ne İstiklal Marşı biliyor. Hiçbiri İstiklal Harbi’ni okumadı, Ne Alparslan, ne Fatih, ne Kanuni, ne Birinci İnönü, ne Sakarya Meydan Muharebesi biliyor. Yahu bunlar çok mu önemli. Tahmin edemeyeceğin kadar çok! Çoookkkkk önemli. Bilmesi dahi yetmiyor. Bunlar konuşulduğunda duyguları kabarmalı. Kabarmıyor. Kabarmayacak. Allah korusun zora düştüğümüzde hiçbiri kaba tabirle iplemeyecek, umursamayacak. Ya işbirliği yapacak zalimle, ya Yunanistan’a, Bulgaristan’a Gürcistan’a kaçmanın yollarını arayacak. Senin ülkene ne olduğu konusu umurlarına gitmeyecek. Evet verdiğim örneklerdeki nüfusu şöyle kabaca toplarsan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu iradesinden, ilkelerinden, milli ruhundan, şuurundan uzak milyonlar oluştuğunu görürsün.

Toparlarsak; Türkiye’de siyasi partilerin ideolojileri her ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devletinin omurgasını oluşturan cumhuriyetçilik, devrimcilik, laiklik, devletçilik, halkçılık, milliyetçilik ilkeleri ile çelişmemelidir. Yine anayasamızın ilk üç maddesi olan “1. Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”, “2. Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” ve “3. Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.” olan bu maddelere sıkı sıkıya bağlı olmak zorundadır. Kimse bu omurgaya, ilkelere ve anayasanın ilk üç maddesine muhalefet eden, bunları şu veya bu şekilde yıpratan bir parti olmamalıdır. Kabul görmemelidir. Yalnızca parti değil, ülkenin omurgasına muhalefete eden STK, cemaat, tarikat vb de olmamalıdır. Aksi hali gelişmiş, en gelişmiş, ileri, en ileri, süper v.b. eklerle bir araya getirilmiş demokrasiler ile açıklayamazsın. İnsan haklarıyla, düşünce özgürlüğüyle vs açıklayamazsın. Üniter devleti olumsuz süreçlere zorlayacak, dışarıya karşı zayıf düşürecek, milyonlarca vatandaşının rahatını, huzurunu kaçıracak her türlü yaklaşım kabul görmemelidir. Görüyorsa da olacakları hak etmişsindir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ZAFER Mİ? FIRSAT MI?

Çok geçmişe değil şöyle 70’li, 80’li yıllara dahi baktığımda “iğneyi evvel kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına.” diyen bir millet olduğ...